Armudi Bey (İstanbul Masalı)

ARMUDİ BEY

 

Evvel zaman içinde küçük bir kulübede bir adam otururmuş. Bu kulübenin bahçesi gayet büyükmüş, hem de yemyeşilmiş. Bu yeşilliklerin arasında ufacık bir armut ağacı varmış. Bu ağaç günde iki armut verir, adam da bu iki armudu yiyerek hayatını devam ettirirmiş. İşte bunun için kendisine Armudi Bey derlermiş.

Armudi Bey bir gün kulübeden uzaklaşarak ormana dolaşmaya gitmiş. Bu sırada kulübenin bahçesine bir tilki girmiş, armudun birini yemiş.

Armudi Bey ormanda güzel bir hayat geçirmiş. Burada bir çobanla onun kuzularına rastlamış. Çoban kırmızı şalvarlı, mavi cepkenli bir gençmiş. Bu çoban ormanlarda, yaylalarda, ovalarda, vadilerde dolaşır; mini mini kuzularına sürekli kaval çalarmış. Bu şekilde hem kendini hem de kuzularını eğlendirirmiş.

Armudi Bey de orman hayatına alışmış. Çobanın kavalını çok sevmiş. Bu hayattan bir dakika olsun ayrılmak istememiş.

Fakat Armudi Bey aç kalınca ormandan ayrılmak mecburiyetini hissetmiş.

Evine dönerken gözünün önünde bir kulübedeki hayatı, bir de ormandaki hayatı canlanmış, gözleri yaşarmış. Nihayet kulübesine gelmiş, hemen armut ağacının yanına koşmuş. Bakmış ağacın dibinde bir tilki yatıyor… Fakat ağaçtaki armutlardan hiçbiri yok. Acaba kim yedi diye düşünmeye başlamış. Bu sırada tilki kalkmış:

–Ne düşünüyorsun Armudi Bey? demiş. Armudi Bey üzülmüşçesine cevap vermiş:

–Nasıl düşünmeyeyim, benim hayatımı devam ettiren şu iki armudun bir tanesini çalmışlar. Karnım aç, gözlerim kararıyor, belki de öleceğim, demiş.

Tilki, Armudi Bey’e, armudu kendisinin yediğini söylemiş.

Sonra:

–Sana bir şey teklif edeceğim, eğer kabul edersen hayatımızın sonuna kadar aç kalmayacağız, demiş.

Armudi Bey kabul etmiş. Yolda giderken tilki, Armudi Bey’e:

–Seni bir konağa götüreceğim, ben ne dersem sen onu yap, demiş.

Yolda giderken tilki, kendisini taştan taşa, duvardan duvara vurarak başını kanatmış. Armudi Bey’i de soymuş. Uzun yollar gittikten sonra bir konağa gelmişler. Tilki kapıyı çalmış. Uşaklar açmışlar. Tilki:

–Paşaya söyleyin, kaç gündür açız, yolda önümüze hırsızlar çıktı, beni dövdüler, arkadaşımı soydular, bize acısın, bir kat elbise ile bir parça ekmek versin, demiş.

Uşaklar bunlara acımışlar, Armudi Bey’e ömründe giymediği bir elbise vermişler. Sonra karınlarını doyurmuşlar.

Armudi Bey devamlı üzerine bakarmış. Bu durum paşanın dikkatini çekmiş. Tilkiye sorunca:

–O hayatında bu kadar adi bir elbise giymedi de tuhafına gidiyor, yanıtını almış.

Tilki hep Armudi Bey’i methediyormuş. Paşanın da güzel bir kızı varmış. Bu kız ayın on dördü gibi imiş. Tilki bu kızı Armudi Bey’e almak istiyormuş. Paşaya Armudi Bey’in zengin olduğunu, yüzlerce mandaya, sığıra, binlerce koyuna, çok büyük çiftliklere sahip olduğunu söylemiş. Paşayı nihayet kandırmış. Bir hafta sonra düğün yapmaya karar vermişler.

Tilki, paşaya:

–Artık bana müsaade edin, ben gideyim, konak epey dağılmıştır. Cariyelerin, uşakların aklına toplanmak gelmez, demiş.

Yolda hangi çobana rastlamışsa:

–Buradan araba ile bir paşa geçecektir, eğer size sorarsa, “Bunlar Armudi Bey’indir” deyin, size şu kadar para vereceğim, demiş.

Bunları söyledikten sonra koşa koşa kulübeye gelmiş. Kulübeyi kocaman bir konak haline getirmiş. Kapılara cariyeler koydurmuş. Konağı, paşanın konağında bulunmayan eşyalarla süslemiş. Bir hafta sonra Armudi Bey, paşa, kızı arabayla konağa gelmişler. Cariyeler, uşaklar bunları karşılamışlar, yukarı almışlar.

Derken bir hafta, geceli gündüzlü güzel bir düğün yapılmış Düğünden sonra paşa konağa dönmüş. Tilki konağın en üst katında bir oda ayırarak cariyelere:

–Ben öldüğüm zaman bu odaya gömün, diye tembih etmiş. Birkaç gün sonra tilki ölmüş. Cariyeler tilkinin vasiyetini Armudi Bey’e söylemişler. Armudi Bey:

–Atın şu karşıki çukura, demiş.

Tilki çukura konulduğu zaman dirilmiş, Armudi Bey’e:

–Demek ölünce böyle çukura atılacağım, öyle mi? demiş. Armudi:

–Canım ben senin şaka yaptığını biliyorum da ben de sana bir oyun yaptım, hiç öyle şey olur mu? demiş.

Tilki birkaç gün sonra hakikaten ölmüş. Armudi Bey, tilkiyi karşıki çukura attırmış. Fakat aradan birkaç ay geçtikten sonra ne konak kalmış, ne cariyeler, ne uşaklar ne de hanım… Armudi Bey yine eskisi gibi kulübesiyle, bahçesindeki armut ağacıyla yalnız kalmış. Onlara kömür, bizlere ömür…


İstanbul Masalları

Naki Tezel

Alfa Yayınları

2019

İstanbul

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacak.