fbpx

Türk Dünyası Masalları

Irıstu (Altay Masalı)

Irıstu Sümer dağının güneş değen tarafında, süt gölünün kıyısında bir oğulcuk yaşıyormuş. Onun boyu kısacıkmış, otların içine girdiğinde oğulcuğun tepesi görünmezmiş. İki sincabın derisinden yapılan güzel bir börk, karacanın tek ayağının derisinden yapılmış büyük, rahat pabuçlar giyermiş. Yüzü yusyuvarlak, gözleri yıldız gibiymiş. Hiç bir zaman ağlamazmış. Bir defasında süt gölünün ak-boro atına binen Ak-Kağan gelmiş. O çevresinden kulağa hoş gelen güzel sesler duymuş. “Çiçekler nasıl oluyor da şarkı söyleyebiliyor?” diye, Ak-Kağan içinden düşünmüş. Atından inip, kamçısının sapıyla şakayık çiçeğinin başını araladığında, orada yuvarlak yüzlü oğulcuğu görmüş. Küçük oğulcuk bir kütüğe oturarak, kaval çalıp oynuyormuş. -Senin adın ne çocuğum? -Benim adım…

Âkıbet (Uygur Masalı)

(ÂKIBET) Evvel zamanda Tursun adlı yakışıklı bir genç varmış. Ay ışığında pırıl pırıl parlayan gecelerden birinde bu genç, bir mezarlığın yanındaki yolda yürürken, aniden bir kızın “Tursun bu tarafa gelin!”, diye kendisini çağırdığını duymuş. Delikanlı şaşkın bir hâlde sesin geldiği tarafa yöneldiğinde kabristandaki deve dikenleri ve kamışların arasında dümdüz devam eden patika bir yol görmüş. Delikanlının kafası karışmış, “Acaba burada böyle bir yol var mıydı?” diye düşünmüş. Yola bakarken sanki arkasından biri onu itekleyerek kabristana sokmuş. Tursun’un kalbi küt küt atıyormuş. Tursun geri dönmek istemiş ama tam o anda biraz evvelki kızın “Korkmayın, gelin!” diyen sesini işitmiş. Tursun istemeye istemeye…

İyilik ve Kötülük (Kazak Masalı)

Eski bir zamanda İyilik ve Kötülük adlı iki arkadaş varmış. İkisinin de yiyeceği, giyecek malı varmış; fakat Kötülük kendi yiyeceğini çıkarmaz, sadece İyiliğin yiyeceklerini yerlermiş. Böylece İyiliğin bütün yiyecekleri bitmiş. Kötülük şöyle demiş: “İyiliğim yiyeceklerin bitmiş, ne yapacaksın?”. İyilik şöyle cevap vermiş: “Kötülüğüm kendin bilirsin”. Kötülük: “Kendim bilirsem atını keselim”. İyiliğin atını kesip paylaşıp yemişler ve yiyecek yine bitmiş. Kötülük: “İyiliğim atın eti bitti, şimdi ne yapacaksın?” diye sormuş. İyilik yine de “Kendiniz bilirsiniz” diye cevap vermiş. O zaman kötülük şöyle sormuş: “Senin bir kulağını pişirip versem, yer misin?”. “Yerim Kötülüğüm” diye cevap vermiş. Bir kulağını kesmiş, bir günlük yiyecek…

Altın Kuş (Kırgız Masalı)

ALTIN KUŞ Eskiden yaşlı bir adamın üç oğlu, büyük bir de elma ağacı varmış. Her yıl onun meyvesini yiyip gençleşirmiş. Yılın birinde, daha meyve olgunlaşmadan biri gelip elmayı yiyip gitmiş. Bir sonraki yıl ihtiyarın büyük oğlu elmayı beklerken gece yarısı uyuyakalmış ve elmayı birine yedirmiş. Ondan sonra ortancası beklemeye başlamış. O da uyuyakalmış. İhtiyar üçüncü yılı küçük oğluna bekletmiş. O uyumadan kaval çalarak beklemiş. Bir zaman sonra altın kuş gelerek elmaya konup yemeye başlamış. Çocuk yavaşça varıp kanadından tutunca kuş uçup gitmiş. Kanadından bir telek kopup oğlanın elinde kalmış. Çocuk sabahleyin teleği babasına getirmiş. Babası: “Kanadını, teleğini bulmuşsun; kendini de…

Ak Kurt (Tatar Masalı)

AK KURT Eski zamanlarda bir padişah vardır. Onun dört oğlu vardır. Bir gün padişah, karısı ile birlikte, güzel atlar, güzel arabalar hazırlayıp, ıssız kırlara çıkar. Kırda dinlendikleri sırada, gecenin bir yarısında çok sert bir rüzgar esip, bunların çadırlarını kaldırıp, atar. Tam o sırada havadan bir dev padişahı ortaya çıkıp, padişahın yanından karısını alıp, gider. Padişah hemen uyanıp, karısının yanında olmadığını görür ve hemen arabacısını uyandırır, ikisi birlikte padişahın karısını aramaya giderler. Bunlar o gece arayıp, kadını bulamayınca, tan attıktan sonra şehirlerine dönerler. Padişah, at giden yere at, mektup giden yere mektup göndererek, her tarafa adamlarını göndererek, karısını aramaya başlar. Kadının…

Simurg ‘Karakuş’ (Tatar Masalı)

Simurg (Karakuş) Tatar Masalı Eski zamanlarda yaşlı bir adam varmış. Bu yaşlı adamın üç kızı varmış. Günlerden bir gün, yaşlı adam pazara gitmek için hazırlanmaya başlar. Gitmeye hazırlandığı sırada iki kızını uyandırıp: “Nasıl bir hediye getireyim? diye sorar, küçüğünü uyandırmaya kıyamaz ve pazara gider. Bu sırada küçük kızı rüya görür. Rüyasında büyük duvarlarla çevrili bir bahçede çok güzel bir çiçek ile oynadığını görür. Çiçekle uzun süre oynadıktan sonra, çiçeği kaybeder; arar arar, ama bulamaz. Çiçeği bulamamasına üzülüp, ağlayarak, uyanır. “Sana ne oldu, neden ağlıyorsun?” diye, ne kadar sorsalar da kız cevap vermez. Bahçelerine çıkıp, orada da çiçeği arar kız, onun…

Beyaz Çiçeklerle Kırmızı Çiçeklerin Masalı (Tebriz Masalı)

Beyaz Çiçeklerle Kırmızı Çiçeklerin Masalı Biri vardı, biri yoktu. Bir bahçede çok güzel bir sarmaşık yolu vardı. Sarmaşık yolunun çok güzel beyaz ve kırmızı çiçekleri vardı. Sarmaşık yolu yerlere salınmaktaydı. Yemyeşil yaprakları yere gölge düşürüyordu. Kırmızı renkli çiçekleri çok güzel kokular saçıyordu. Çocuklar onun gölgesinde oynaşır, çiçeklerin güzel kokularından çok keyif alırlardı. Kırmızı çiçeklerin arasında beyaz çiçek goncaları da vardı. Ama çocukların beyaz çiçeklerin açıldığını hiç görmemişlerdi. Bir gün bunun hakkında konuştular. Küçük Ayten dedi: -Bu beyaz goncalar açıldıklarında kırmızı çiçek oluyorlar. Kardeşi Orhan dedi ki: -Peki bu kırmızı goncalar nedir? Öbürü kardeşi Togay dedi: -Gelin, beyaz goncaları derip toplayalım.…

Keloğlan ve Vezirin Oğlu (Kırım Masalı)

Keloğlan ve Vezirin Oğlu (Kırım Masalı) Bir zaman varmış, bir zaman yokmuş, şehir kenarında küçük bir evcikte 15-16 yaşında Keloğlan adlı oğlanla bir dul kadın yaşarmış. Bu dul kadının da mal olarak bir kazı varmış. O, bu kazı satmak için oğlunu pazara yollar. “Var oğlum, bu kazı pazarda sat, belki parası bu gün yeterli olur.” der. Keloğlan anasının dediği gibi kazı pazara alıp gider. Pazara gelir. Satıcılar sırasına geçer ve orada bekleyip durur, bir adam Keloğlan’a doğru gelir ve ona: “Tavuğuna ne istiyorsun genç?” deyip alay eder. Keloğlan ona: “O benim kazım, nerden tavuk oluyor… Kazı görmüyor musun?” der. Onlar…

Yılan Padişahı Şahmaran (Tatar Masalı)

YILAN PADİŞAHI ŞAHMARAN Evvel zamanda fakir bir delikanlı, ormandan odun kesip, satıyormuş ve bununla geçiniyormuş. O, bir de alıp dönüyormuş, iki de alıp dönüyormuş. Bu şekilde taşırken bir gün kalın bir ağacın dibine oturmuş. Fakir insan çok düşünür. Düşünüp, oturuyormuş. Toprağı bir öyle, bir böyle kazıyormuş. Geçimi zormuş ve böylece düşünüp, oturuyormuş. Bu şekilde düşünüp, toprağı eşeleyerek, oturduğu sırada, bunun eline demir bir şey değmiş. Düşünmüş: “Bu nasıl demir?” demiş, tutarak bakmış. Kazmış, kazmış ve sonunda büyük bir kapak çıkmış. “Bu haramilerin malıdır, herhalde bunu haramiler koymuştur.” demiş. Taş ve ağaç ile kanıra kanıra bu kapağı açmış. Açınca bir değnek…

Esen Sahı (Türkmen Masalı)

Esen Sahı Eski zamanlarda Esen adlı bir yiğit varmış. O cömertlikte Hatam Tay kadar varmış. Bir şeye muhtaç olup kapısına gelen adamı boş çevirmezmiş. Onun için de onun adını Esen Sahı koymuşlar. O bir gün kendi kazandığı zenginliğinin de, babasından miras kalan zenginliğinin de sonuna varmış. Tam o gün de bir fukara adam gelip: — Esen can, gayret edip, bir çuval buğday vermesen, çocuklarım beşik çağına da yetişemeden mahvolacak — demiş. Esen karısına: — Ambardaki iki çuval buğdayın birini bu fakire ver. Kendin de dolanıp gelene kadar, bir çuval ile geçinip gidersin — diyerek, kendi komşu yurda ticarete gitmenin kaygısını…