İyilik Bilir Ağaç (Japon Masalı)

İyilik bilir ağaç (Japon masalı)

Bir zamanlar, bir balıkçı köyünde yoksul dul bir kadın tek kızıyla birlikte yaşarmış. Köye birkaç yıl önce gelmişler. Dulun şehirde ticaretle uğraşan kocası sağken aile bolluk içinde, mutlu yaşarmış.

Bir gün tüccar hastalanmış ve kısa bir zaman sonra, büyük bir törenle toprağa verilmiş. Dul kadın kızıyla yalnız kalmış. Belki işten anlamadığından, belki şansı iyi gitmediği için, müşteriler gittikçe azalmış. Ama borçları gittikçe artmış. Sonunda dul kadının elinde kalanları satıp borçlarını ödemekten ve şehri terketmekten başka çaresi kalmamış. Köyde basit bir yaşamları varmış. Kadın kendisini büyük bir sevgiyle kızının eğitimine adamış. Kızı büyüdükçe ona verdiği sevginin, gösterdiği ilginin karşılığını görüyormuş. Genç kız iyi yürekli, merhametli, herkese karşı kibar ve nazikmiş. Onu görüp de sevmeyen olmazmış. Dul kadın böyle bir kızı olduğu için seviniyormuş. Kızının kendisiyle ilgilendiğini, işlerini hafiflettiğini, avluyu süpürdüğünü, su taşıdığını gördükçe bütün tasalarını unuturmuş. Ama dul kadın artık yaşlanmış. Para da gittikçe tükeniyormuş. O zaman, küçük Hanako annesine yardım etmek için çalışmaya karar vermiş. Sevecen ve kibar olduğu için, komşu şehirde kolaylıkla bir iş bulmuş. Şehre gitmesi bir saatini alıyormuş. Hanako yaşlı annesini yapayalnız bırakmak istemezmiş. Her sabah şafakta yola çıkar, akşam olmak üzereyken eve dönermiş. Sürekli olarak şehirde aldığı yiyeceğin yarısını çıkma koyup annesine getirirmiş.

Yol zahmetliymiş, özellikle de kışın. Sonbaharda fırtınalar esermiş ama Hanako aldırış etmez, neşeyle sıçrar, ormanda tüm gördüklerini içine sindirmeye bakarmış. Her kuş yuvasını, yeni açan her çiçeği tanırmış. Ama özellikle köyle şehrin tam ortasında bulunan ulu bir kestane ağacıyla ilgilenirmiş. Ağacın geniş dalları çevreye yayılır, gövdesi ta uzaklardan seçilirmiş. Hanako onu görünce yolun yarısına geldiğini anlarmış. Derken ağaca bağlanmış -hava nasıl olursa olsun, ister kar yağsın, ister güneş parlasın- ağaca yaklaşıp ona gününü nasıl geçirdiğini, şehirdeki yenilikleri, bahçesinde hangi çiçeğin açtığını anlatmak onda hoş bir alışkanlık haline gelmiş. En çok da bacakları ağrıdığı için, güçlükle yürüyen annesinden söz edermiş. Annesinin yaşamını kolaylaştırmayı ne kadar istermiş. Böyle konuşurken bir yandan ağacın çatlamış kabuğunu okşar, rüzgârın kökleri üstünde biriktirdiği kuru çalıları toplarmış.

Üç yıl boyunca Hanako gün be gün ağaçla konuşmuş. Zamanla onun kendisinden tamamen farklı bir varlık olduğunu unutmuş. Ağaç dertlerini açtığı, tüm sevinçlerini paylaştığı tek dostu haline gelmiş.

Bir akşam, her zamanki gibi annesinin yiyeceği ile eve dönüyormuş. O gün işi biraz uzamış. Annesinin yemeğini zamanında vermek için acele ediyor, telaşlanmasını istemiyormuş. Bu kez konuşacak zamanı olmadığı halde, yolu yarıladığını gösteren ağacı görmek için uzaklardan ufku araştırıyormuş. Bir an durup dostunun kabuğunu pekâlâ okşayabilirmiş. Arkadaşıyla bulaşacağına sevinerek gözleri hep ileride yürüyormuş. Gökte kara bulutların toplandığının ayrımına varamamış. İlk damlalar düşmeye başlayınca koşup ağacın sık yaprakları altına sığınmış. Yağmur bütün gücüyle yaprakları dövüyormuş. Hanako ağacın altına iyice sığınarak yağmur sesini dinlemiş.

Birden yağmur damlaları arasında çok hafif bir ses işitmiş: “Sevgili Hanako, ayrılmamızın zamanı geldi. Üç gün içinde prensin oduncuları gelip beni kesecekler. Gövdemden gemi yapacaklar. Köyümüze bir sürü usta gelecek. Gemi yapmaya başlayacaklar. Üç ay içinde gemi kızaktan indirilecek. Yönetim memuru bu nedenle büyük bir davet verecek. Davete prens de katılacak. Bu vedalaşma anında sana dostluğun ve yakın ilgin için teşekkür etmek isterim. Temiz yüreğin beni derinden etkiledi. Ama en saygıdeğer yanın yaşlı annene özveriyle bakman. Gerçekten çok daha iyi bir şansa lâyıksın. Bu elimde olduğundan şansını değiştirmek için, sana yardım edeceğim. Şimdi sana söyleyeceklerimi iyi dinle; görevli geminin suya indirilmesi emrini verdiği zaman, dünyada hiçbir güç beni yerimden kımıldatamayacak. Sonunda prens beni suya indirecek olana büyük bir ödül sözü verecek. Ama bu da bir işe yaramayacak. Sen yanıma yaklaşıp ‘Ben Hanako’yum, sana geldim’ diye mırıldanınca gemi kendiliğinden suya kayacak. Hoşça kal sevgili Hanako. Hep böyle kibar ve iyi ol”.

Ağaç sözlerini bitirir bitirmez yağmur dinmiş, hava açılmış. Hanako pek şaşırmış. “Düş görmüş olmalıyım. En iyi dostum da olsa, ağaç konuşmayı bilmez”, demiş kendi kendine. Sonra gövdesini sevgiyle okşamış ve evine doğru koşmuş.

Ertesi akşam yine ağacın yanında durmuş.

“Biliyor musun”, demiş soluk soluğa, “dün kötü bir düş gördüm. Düşümde seni keseceklermiş. Ama bu sadece bir düş, sana hiçbir şey olmayacağından kesinlikle eminim. Sonra ben kimle konuşurum!”

Ama üçüncü gün, Hanako evine dönerken dostunu uzaktan görmek isteyince kocaman kubbesi görememiş, korku ve endişeyle koşmaya başlamış. Ama ağacın söyledikleri çıkmış. Heybetli gövdesinin bulunduğu yerde oduncular devirdikleri ağacın son dallarını kesiyorlarmış. Hanako üzüntüyle ağacı son bir kez okşamış, sonra ağır ağır evine dönmüş.

O akşam evde neşeli şarkılar yankılanmamış. Hanako sessizce annesinin yemeğini hazırlamış. Hep zavallı ağacını düşünüyormuş. Sevgili dostu olmadan yol ne kadar çekilmez olacakmış.

Ağacın bütün söyledikleri gerçekleşmiş. Bütün köy bir anda ustalarla dolmuş. Gövdesini biçmiş, düzlemiş, kirişler çıkarmış, sonra köyün uzağında, sahilde büyük bir gemi yapımına başlamışlar.

Aradan üç ay geçmiş. Suyun kıyısında ağaç ve güneş kokan görkemli bir gemi duruyormuş.

En sonunda suya indirileceği gün gelmiş. Gerçek bir şenlik yapılmış. Büyük bir kalabalık toplanmış. Herkes en güzel giysilerini giymiş. Bir sürü de satıcı varmış. Sayısız pirinç pastaları, peksimetler, taze balıklar, çok nefis yiyecekler satılmış. Hatta kurumuş bir dere yatağında sahnelerini kurmuş sanatçılar bile varmış. Yalnızca prensin gelmesi bekleniyormuş. Sonunda şatafatlı topluluğuyla prens de gelmiş. Herkes sahile koşmuş. Öyle bir kalabalık varmış ki insanların arasından bir pirinç tanesi bile geçmezmiş.

Fakat o da ne! İşçiler var güçleriyle gemiyi itince ipler kopacak kadar gerilmiş ama gemi bütün ihtişamıyla kımıldamadan duruyormuş. Suya indirilmedikten sonra bu kadar görkemli gemi ne işe yararmış! Yönetim memuru öfkeden mosmor kesilmiş. Prensin önünde utancından yerin dibine geçmiş. Bağırıp çağırması, esip köpürmesi, işçileri gayrete getirmeye çalışması bir işe yaramamış. Seyirciler de yardıma gelmişler ama boşuna!

En sonunda, prens büyüyü bozup gemiyi suya indirmeyi başaracak olana büyük bir ödül söz vermiş. Bütün ülkede güçleriyle nam salmış bir sürü insan duyuruya cevap vermiş, kurnaz keşişler, düzenbaz üfürükçüler bile. Her biri kendi tarzında denemiş ama kimse başaramamış. Gemi sahilde duruyor, ağaç ve güneş kokuyormuş. Kimse onu suya indiremiyormuş.

Küçük Hanako köy halkının arasında duruyormuş. Ağacın öğüdünü yerine getirip getirmeyeceğine karar verebilmek için, olayları gözleyerek düşünüyormuş. Onca yabancı, onca güçlü erkek denemiş, başaramamış. Seyirciler çelimsiz bir genç kızın gemiyle boy ölçüşmeye kalktığını görünce onunla alay etmiş. Dostunun söylediklerini düşünüp sözlerinin bir bir gerçekleştiğini görünce cesaretini toplamış, geminin önüne doğru ilerlemiş. Yerlere kadar eğilmiş ve “İzin verirseniz, gemiyi bağlayan büyüyü bozmayı bir de ben denemek isterdim”, demiş.

Korktuğu başına gelmiş; herkes onunla alay etmiş. Bir sürü erkek, denemiş, başaramamış. Onların yapamadığını şu çelimsiz kız mı yapacakmış! “Haydi, evine. Dikkat et de başına bir şey gelmesin! Haydi, uzun etme”, demişler.

Ama seyirciler arasında bulunan komşuları “Bu küçük Hanako”, demişler. “Bırakın denesin. İyi ve kibar bir kızdır o. Aptal değildir. Bakarsınız, başarır; kim bilir!”

Sonunda yönetim memuru bir işaretle onu yüreklendirmiş. Hiçbir olasılığı gözardı etmek istemiyormuş.

Utana sıkıla Hanako gemiye yaklaşmış, elini uzatmış ve alçak bir sesle: “Benim, küçük Hanako”, demiş.

Heyecandan o kadar alçak sesle konuşuyormuş ki sözleri anlaşılmıyormuş. Herkes olacakları görmek için olayları dikkatle izliyormuş. O zaman, Hanako biraz sakinleşmiş, daha yaklaşmış, gemiyi okşayarak “Ben Hanako’yum. Sana geldim”, demiş.

Bu sözleri söyler söylemez gemi kendiliğinden harekete geçmiş ve ağır ağır suya kaymış.

O zaman bir sevinç kopmuş. Herkes küçük Hanako’ya hayran kalmış. Prens onu yanına çağırtmış ve ödül olarak ne istediğini sormuş.

Hanako prense ağaçla dostluğunu, onun kendisine nasıl yardım etmek istediğini, kendisini ve annesini anlatmış. Sevimli ve alçakgönüllü kız prensin çok hoşuna gitmiş. Onu bol bol ödüllendirmiş. O günden sonra annesiyle mutlu ve sıkıntısız yaşamış.

 

Japon Masalları

Yeni Kuşak Yayınları

Ankara/2000

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.