Kafdağı’ndan Getirilen Aslan Sütü (Trabzon Masalı)

Kaf Dağı’ndan Getirilen Aslan Sütü (Trabzon Masalı)

Adamın bi ati var, bi hanımi var. At ne anda gebeye galmişse gadın da ayni o akşam gebe galmiş. Çecüklerin doğumi de bir olmiş. Onunki de erkek, at da erkek. .. Çecüğun bahımi kibi zor da hayvanın bahami. Çecuk beşukde ağladuğlan o ahırda ağlıyor, tarlada ağlıyor. Ayni çecük kibi geliyor meydana bu. Netice bu. Yavaş yavaş çecük on iki, on üç yaşlarına gelince çecüğun gendi annesi ölüyor. Ölünce babasi evleniyor. Yalnız bu gadın bu çecüğu hor görüyor evde. Adam da çecüğuni çok seviyordu.

“Oğolum, ne isdiyorsun sen benden?”

“Boba, bana bi elbise yapdurceksın dünyada olmaycek. Bi de bi giliç. Bi da hayvanımın eyerinin namuzlarini altundan yapdurceksın”, diyor.

Yapduruyor adam.
”Temam, daha bi şe isdemez.”
Çecük, geceyi güni geziyor. Eve gelince annesi huğa puşluk guruyor, yani çecüğun canina kasdediyor. Haman tarlada at çişniyor. Çecük haman gidiyor oraya. Gulağani dayıyor ata. Diyor ki at:
“Annen eldurcek seni, aklın başında olsun!”
Bir boyle, iki boyle bi cazi gocagarisi tutuyorlar. Bu çecüğun elbiselerini zehirliyorlar. Çecük içeri girdiği gibi:

“Gel oğolum, sen terledın; elbiseni değiş, yat.”
Hah ne olur? Bu elbiseler huni zehirler. Yemek veriyorlar zehirli, yemiyor. Su veriyorlar, içmiyor. Hayvan telikeleri diyer oğa. Hepsini hayvan diyor ona.
“Elbiseleri giyicağam, temam anne sen git odana.”
O gidiyor odaya, çecük çekıp elbiseleri yakıyor ki bi mavi ateş çıkıyor bulardan. Bu sefer at diyor ki:

“Senın işin bitmişdır. Öldürcahlar seni. Ateşe atcahlar, yakacahlar seni, gaç.”
“Peki ne yapayım da gaçayım? Seni ne edeyim?”, diyor ata.
“Temam, benım şu gaşlarımdan birer dani al. Bunları yuturma. Yuturursen gelmem haaa. Bunlari iyi bi yere goy. Boğalduğun yerde sür birbirlerine, ben gelirim.”

“Temam.”

Variyi bi ormana giriyorlar. Ormanda at veriyor gaşlarinden birer dani, o bi tarafa, o
bi tarafa … Çecük gidiyor şeherde, orda hurda aç susuz geziyor. Her akşam atlen birleşiyorlar bir arada. Birleşe birleşe çecük gidiyor bi ağaya hizmetkar … Ağa da kim? Bi padişah! Gidiyer oğa hizmetkar.

“Selamınaleykim.”
”Aleykimselam.”
Padişahın tarla nöbetcisi oluyor. Var padişahın uş dani veziri. Yalnız padişahın bi zori var. Nedır? Gözleri ama olmiş. Gafdaği’nın ardinde bi dani aslan var. Evet, onun ayağane bi dani ağaç batmiş. Memesinde süt var. Bunun sütünden her kim alı da bunun gözlerine sürersa dermani odur, açılicah. Oyle mi? Oyle. Bigün bunun vezirleri gitmişler, alicahlar süt. Adamın biri dağda geziyor goyun çobani. Haman huğa bi şuşe gara süt vermişler. Adamlar almiş gitmiş vermişler padişaha ki boyle boyle. Padişah almiş oni sürmiş gözlerine. Gözleri daha çok kör olmiş.

Günun birinde gene vezirler kakmiş gitmeğa.
Bigün padişahın gızi demiş hizmekara ki:
“Sen da kakıp gitsan, belki senden bobamm gözlerine olur bi heyir da seni de bi adam yerine gorlar.”

Yani asas gızın onlen evlenme var niyetinde. Ama evlenemiyor.
“İy, gideyim”, diyor.
Kakıyor, gidiyor. Gidiyor doori Gafdaği’nın ardına. Okuni atıyor. O oklen gidiyor. O gendi atinlen bile gidiyor. Haman ağaca bi ok atıyor. Ok atduğulan aslanın ağaç ayağinden çıkıyor. Ağaç çıkduğulen aslan bayilıyor. Bayildulen haman uşak gidiyor memesinden süt alıyor onun. Goyuyor şuşeye geliyor. Gelirken da bular gidiyor. Vezirler da gidiyor mesela padişahın sütüni almağa.

”Heey aslan süti alan var mi?” diyip bağırıyor bu sefer uşak.
“Ben alırım aga. Gaç para?”
”Bi şuşesi iki şuşe, iki şuşesi uç şuşe. Ha bu gada para vercesın.”
”Temam”, demiş.
Bu sefer gitmişler, sürmiş gözlerine daha köti olmiş. Gız kakmiş gitmiş bobasinın yanine.
”Boba, ha hurda bizım uşak, şeyin çobani gitmiş süt getırmiş sağa. Al da sür gözlenna bakalım.”

Almiş sürmiş gözlerine, gözleri açılmiş. Biri demiş: ”Benım sütümdendır.”
Biri demiş:
“Benım sütümdendır.”

Oni hisaba gomamişler.
“La çağırın şu Keloğlan’i gelsın bakalım”
Çağarmişlar gelmiş, demiş:
”Oğolum sen bu süti nerden aldın?” demiş.
“Ben satdım o gara süti. Ama ben bulara gara goyun sütüni satdım. Aslan sütüni satmadım”, demiş.

“Nasıl aldın?”
“Boyle aldım.”
“Yok biz getırduk.”
“Padişahım temam, benım sütümdan kıçlarine vursunlar. Eğere bemmki yakıyor onlarınki yakmiyorsa iş ortaya çıkar.”

Birez sürmişler, yakmiş.
“Nasi bu süti aldın?”
”Ha boyle aldım bu süti.”
Padişah o zaman o gızi vermiş uşağa. Bağa da gökden düşdi uş dani elma. Birisi ağaci yuvarlanır, biri İsmail Kalyoncu, biri da benim.”

 

Kaynak Kişi: İsmail Koyuncu

 

Trabzon Masalları Üzerine Bir Araştırma

Hazırlayan: Yılmaz Akgün

Danışman: Yard. Doç. Dr. Yılmaz Önay

Van-2000

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.