Keyfine Düşkün Padişah (Türkmen Masalı)

Keyfine Düşkün Padişah

Bir varmış, bir yokmuş, eski zamanda dağ içinde yaşıyıp duran bir garip oğlan varmış. Bu oğlan babasından miras kalan su değirmenini çalıştırıp, payına düşen gelirin hesabı ile yaşıyormuş. O bir gün payına düşen undan bir kurabiye yapıp soğutmak için ocağın yanında koymuş fakat bir iş için dışarı çıkıp gelmiş fakat görse ki kurabiyesi yokmuş. Buna hayret eden oğlan etrafta hiç canlı yok, acaba benim kurabiyem nereye kayboldu ki diyerek etrafı aramaya çıkmış. Fakat ondan haber alamadan, o geceyi aç geçirmek zorunda kalmış. Ertesi gün yine değirmenden payına düşen hakkı ile kurabiye pişirip, soğuğuyana kadar dışarı çıkıp gelmiş fakat görse ki yine kurabiyesi yokmuş. Bu gece de aç yatmak zorunda kalan değirmenci oğlan ertesi gün kazandığı ununu da kurabiye yapıp, önceki gibi ocağın yanına koymuş. Kendisi ise eline sopa alıp, kapının arkasında saklamış. O zaman bir tilki içeri atlayarak girmiş, kurabiyeya yapışmış fakat oğlan kapıyı şak diye kapatıp:

— A-ha, kurnaz, beni iki gün aç koyan senmişsin meğer. Çaldığın kurabiyelerin yerine ben senin derini pazarda satarım — demiş. Öldürüleceğinden emin olan tilki:

— Ben kurabiyeleri kendim yemiyorum. İki tane küçük çocuğum var. Kurabiyeni onlar için aldım. Sen beni öldürürsen, bigün (bir gün) çocuklarım da ölür. Haksız yere kanama dokunmayacaksa, benim günahımı affet — diyerek, gözyaşı dökerek yalvarmış. Epeyce vakit ne yapacağını bilmeden durduktan sonra, oğlanın acıması gelip, onu bırakıverir. Tilki dışarı çıkar da bir süre dolanıp gelmiş:

— Sen unutulmaz iyilik ettin. Beni ve çocuklarımı ölümden kurtardın. Şimdi benim iyiliğime de bir bak demiş. Oğlan ona:

— Sen bayırda gezen bir aciz canlısın, bana iyilik edecek türde elinden ne gelir ki? — demiş.

— Yarın görürsün — diyerek, tilki ormana süzülerek gidivermiş.

Ertesi gün sabahleyin o bir elbise getirip oğlana verir fakat görünüşü altın, mücevher ile süslenmiş. Buna şaşıran oğlan:

— Böyle kıymetli elbise kimin ki? — der.

— Padişahın elbisesini çaldım.

Oğlan bunu duyunca korkmuş:

— Bana hırsızlık malı lazım değil. Ben kendi helal emeğim ile yaşıyorum.

— Hırsızdan çalmak helaldır. Padişahların hepsi hırsızdır. Onların senin gibilerden kişilerden çalarak aldıkları şeylerin haddi hesabı yoktur. Sen bunu hırsızlık sayma da çalınmış şeyin geri verildiğini düşün diyerek, tilki oğlanı rahatlatmış. O padişahın tacını ve diğer giyimlerini de azar azar çekip, oğlanın evine getirmiş ve:

— Bu giysileri şimdilik sakla, giyinmesi gereken vakti ben söylerim — diyerek, yine ormana süzülüp gitmiş. Bu şekilde birkaç gün yol yürüyerek komşu padişahın yurduna varmış. Akşam yatıp, ertesi gün tan ağardığında, padişahın kapısını kuyruğu ile süpürüp, ayna gibi yapmış da kendisi de bir delikte gizlenip durmuş. Ertesi gün sabahleyin kalkan adamlar padişahın kapısının ayna gibi yapılıp süpürüldüğünü görmüşler ve:

— Kimdir biri padişahımızın kızına dünürlüğe geliyor, sabah tan ile onun kapısını süpürmüşler diyerek kıyameti koparmışlar. Bunu duyan padişah da tahtına çıkıp:

— Kim benim kapımı süpürmüş ise, kendini bildirsin diyerek topluluğa yönelmiş. Hiç kimseden ses seda çıkmayınca tilki zıplayarak tahtın önüne gidip:

— Ey, merhemetli padişahım, sizin kapınızı ben temizledim demiş ve çömelerek oturuvermiş. Padişah ve onun halkı bu nasıl durum oldu, padişah kızına şehzade bir yiğit bulunmadı mı? Gel gel şimdi onun için söz söyleme sırası tilkiye gelmiş mi? diyerek birbirilerinin yüzüne bakmışlar. Buna daha da beter padişahın kızgınlığı gelip, tilkinin canlı canlı derisini yüzmeli ve kapıdan asarak koymalı diye emir vermiş. Fakat o zaman bir zeki garip padişaha bakarak:

— Böyle acele etme, padişahım. Öncelikle onun kimin için geldiğini sormak gerek. Eğer kendi için gelmiş de olsa, günahını bağışlayın. Siz bir padişahsınız, bu ise bir zavallı hayvan. Bunun kanına girmek size yakışmaz. En iyisi altından kalkamazmış gibi ağır vergi koy da bırakıverir demiş. Bunu halk da padişah da makul bilip:

— Sen kimin için geldin? diye sormuşlar. Tilki:

— Beni keyfine güşkün padişah gönderdi. Onun oğlu için geldim. O dünyada en adaletli, merhametli hem de zengin padişah — demiş. O zaman padişah tilkiye:

— Eğer övdüğün padişahın bir deve yükü gümüş verirse, dünür olurum, yoksa ona kız yok — der. Tilki yalandan şaşırmış gibi yapıp:

— Pehey, şundan da bir başlık parası olur mu? Bizim padişahmızın hazinesinden bir deve yükü altın çıkardığında da, denizden bir testi su almış gibi olmaz. Ben altın yüklü deveyi getirip, kapınızda çömertirim — diyerek, atlayarak gidivermiş. Bu şekilde dogruca oglanın yanına varmış:

— Benim getirip verdiğim padişahlık giysilerini giy de peşime düş. Sana filan padişahın kızını alıp vereceğim şimdi dünür olarak geldim, gidelim — demiş. Oğlan bu işlere hayret edip, şehzade kıyafetlerini giyip, tilkinin peşine düşmüş. Yolda tilki oğlana : “Biz gittikten sonra, sen sesini çıkarma. Ben ne desem, onu kabul et. Kalanını kendim hallederim.” demiş.

Bunlar bu gidişlerinde tan yeri ağarırken, padişahın şehrine gidip, il halk kalkana kadar, şehrin içini kesip geçen nehrin boyunda beklemişler. Halk kalktığı vakit tilki yüz tane gümüş ve altın liraları nehrin yüzüne tohum seper gibi serpip koyuvermiş ve:

—Hey, ahali, hey, geri verin hey. İmdat, işimiz yattı, hey — diyerek, sesi elverdiğince bağırmaya başlamıştır. Şehir halkı ne var ki diyerek, koşuşup onların yanına gitmiş. Onlar:

— Haydi be, tilki, feriyadın ne — diyerek sorduklarında tilki:

— Padişahın kızına dünür olup gitmiştim. Onun başlık parası için bir deve yükü altın ile bir deve yükü gümüş getiriyordum. Gecenin içinde sığ geçit mi acaba diyerek, şu yerden geçecek istedik ancak, develerin ikisi de altın ve gümüş ile nehre gitti — diyerek, sızlanmasını devam ettirmiş. İnsanlar buna inanmadan:

— Senin bin tane hilen vardır, yalan söylüyorsun — demiş. Değirmenci oğlanı onlara:

— İnanmazsanız kendinizi bilirsiniz. Fakat tilkinin o söyledikleri doğru, şimdi o şeyler çok uzağa akıp gitmiş değildir muhtemelen — demiş. O vakit padişah nehri inceleyin diyerek emir vermiş. Yüzmeye, dalmaya usta olan insanların birkaçı kendini suya atıp, nehrin dibini aramaya başlamışlar. Onlarda üç dört tanesi eline gelen bir iki altın gümüşü alıp, suyun yüzüne çıkmışlar. Ondan sonra padişah tilkinin sözüne inanıp, onları köşküne getirmiş. Önceden öğrettiği gibi, değirmenci yiğit padişahın güvenini güçlendirmek için, ara ara tilkiye:

— Varı yoğu iki deve yükü altın ve gümüş için üzülüp durmana kızasım geliyor. Keşke onunla benim hazinem eksilmiş olsa — diyormuş. Zengin damatlı olacağına padişahın yüreğinde şüphe kalmamış. O üç ay toy yapıp, kızını değirmenciye vermiş ve yurduna götürüp, başlık parasını alıp gelin diyerek, yanına beş yüz atlı asker katmış ve onları yola koymuş.

Oğlan şaşırıp, şimdi ne deriz, onlar yanımızdayken, var bütün sırrımız açılmaz mı diye, tilkiye baktığında, tilki ona rahat ol, bir çare bulunur diyen anlamında gözünü kırpmış. Padişah kızını gelin devesinin üstüne bindirip, bunları birkaç konaklama yerine kadar uğrayıp, geri dönmüş.

Tilki yiğit ile gelini ve beş yüz atlıyı peşine takıp, ormanlı dağlara doğru gitmiş. Az gitmiş, uz gitmiş, bir yerde durmuş ve:

— Siz burada mola verin, saz ve söhbet ile eğlenin. Ben şehzadenin geldiğini halka haber vereyim — diyerek, ormana süzülüp gitmiş.

Bu gidişinde o üç tane devin evinin üstünden gidip, onun etrafına dolanıp çıkmış. Kovuğun içinde bitmez tükenmez bir zenginlik olduğunu anladıktan sonra üç devin keyifle oturdukları odaya selam verip girmiş ve:

— Dev ağalar, işiniz tersine döndü. Keyfine düşkün padişah ordu sevk edip, filan padişahın üstüne gidiyor. Ordunun yolu tam sizin mekanınızın üzerinden geçiyor. Ordu geçene kadar, bir yerde gizlenin. İyisi o kamış ormanına saklanın — demiş ancak, devler korkularından kendilerini o ormana atmışlar. Tilki ise deminki beş yüz atlıyı alıp gelmiş ve, bu ormanın etrafını çevirmiş ve onu yakmış. Devler de o ormanda yanarak ölmüş. Tilki:

— Hemen şehzade ile gelinini alıp gelin — diyerek, kendisi devlerin kovuktaki evlerinin demir kapısını açıp, içinde uzanıvermiş. Gelip görseler, bu evi görmeye göz gerek, yazmaya söz gerek. Dağın aşağında kurulan bu evin duvarlarının nakışlarını, içinin zenginliğini tarif etmek biter gibi değilmiş. Onlar orada olup yerleşiyorlar. Kız ile yiğit bu evlerin birinde geçimleriyle meşgul olup gezivermiş.

Gün geçip, ay dolduktan sonra, deminki beş yüz atlının baş komutanı oğlanın yanına gelip şöyle demiş:

— Ey, padişahım, kendi yurduna gelip kavuştun. İzzet ikramınızı gördük. Şimdi ruhsat versen. Biz de kendi ilimizden haber alsak nasıl olur ki?

— Tabii ki olur — diyerek, oğlan bütün atlıların heybelerini devlerin hazinesindeki altın gümüşlerle doldurup, geri göndermiş. Kendi ise devlerin deminki hizmetkârleri ile kalmış. Tilki de çocuklarını oraya alıp gelmiş ve değirmenci oğlanın köşkündeki süslenen odaların birinde yiyip içip gezivermiş.

Günlerden bir gün piliç (civ civ) etine beğenmemeye başlayan sağlıklı tilki, oğlanı bir kontrol etmeye karar verir. O hastaymış gibi yapıp, halının üstüne tuvaletini yapıp pislemiş. Hizmetkârler bu durumu haber verdiğinde, oğlan tilki dostunun yanına koşup gitmiş ve:

— Değerli dostum, neren ağrıyor ise söyle, ovuvereyim. Doktorlara da haber verdim. Onlar hemen gelip, derdine derman ederler — demiş.

O zaman tilki:

— Hiçbir yerim ağrımıyor, dostum, seni denemek için, yalandan hastaymış gibi yattım — diyerek, zıplayıp yerinden kalkmış. Oğlan buna çok öfkelenmiş. Birkaç ay geçtikten sonra, tilki yine hasta olup, yatakları pislemeye başlamış. Bu kez haber verdiklerinde değirmenci oğlan:

— Tilkiyi dövün, o bunu kurnazlıktan yapıyordur — demiş. Koşup gelip kapıyı dinleyen tilki o vakit atlayarak içeri girmiş ve:

— Sen kim oluyorsun da beni dövdürüyorsun? Git de değirmeni sür, aptal değirmenci — demiş. Bunu duyduğunda, şah kızının bütün bedeni sızlamış. O:

— Ben şah kızı iken, gele gele bir değirmenciye mi eş oldum? — diyerek, oğlanın yalvardığına da bakmadan, kendi yurduna doğru çıkıp gitmiş.

Ondan sonra tilki oğlana:

— İyiliği bilmezsen, yine böyle olursun — demiş. Oğlan hatasını kabul etmiş ve:

— Sen bana iyilik ettin, ben ise senin iyiliğine kötülük ettim. İyiliğe kötülük oldukça kötü bir şey, benim hatamı bağışla — diyerek, tilkiye yalvarmış. Tilki de:

— Peki, ancak kalan ömründe böyle yapma — diyerek, padişahın kızının gittiği tarafa doğru gidip, onun arkasından yetişmiş.

— Ha, çobanın kızı, evini terk edip nereye gidiyorsun?

— Evimize gidiyorum, ben değirmenci ile yaşayamayacağım.

— Sen onun değirmenci olduğunu kimden duydun?

— Senden duydum. Sen değil misin biraz önce ona git de değirmeni sür değirmenci diyen.

Tilki kahkaha ile gülüp:

— Padişah kızının akılına bakın, sen benim gibi tilkinin hangi bir söylediğine inanacaksın. Ben demin sana da çobanın kızı dedim. Böyle demek ile sen çobanın kızı mı oluyorsun? Her söylenene inanıp durmazlar. Akıllı ol da geri dön —diyerek, onu peşine takıp, değirmencinin yanına getirmiş. Şah kızı değirmenci ile birlik beraberlik içinde yaşamış.

Fakat sağlam tilki, sonra da birkaç kez yalandan hasta olup, oğlanı aldatmış.

Günlerden bir gün tilki hakikaten de hastalanıp, halı ve kilimlerin üstüne tuvaletini yapıp yatmış. Hizmetçiler tilki yine döşekleri pislemeye başladı, o hastalanmış diyerek haber verdiklerinde – Oglan:

— O yine de beni deneyecek olup hile yapıyordur — demiş. Birkaç gün geçtikten sonra hizmetçiler gelip:

— Tilki öldü demişler. Bunda da oğlan:

— İnanmayın, hiledir, deniyordur — demiş. Yine birkaç gün sonra hizmetçiler:

— Tilki çaresiz pis koktu, onun kötü kokusundan etrafında durur gibi değil — demişler. Değirmenci oğlan hâlen de inanmayarak, tilki dostunun yanına gitmiş. Bakmış ki, tilki gerçekten de ölmüşmüş. Oğlan çok üzülüp, ona gümüşten tabut yaptırdı. Tilkiyi saygı ile defnetmeli diye emir verdi. Onu gömmeye ben de katıldım. Tilkiye çok dualar okundu. Gelenlere ikram yapıldı.

Hersene can, hersene,

Elim değdi kâseye,

Yedim içtim, doymadım,

Yine biraz versene –

diye amin dendi.

 

 

 

Ryoko Asano

Türkmen Masalları

Yüksek Lisans Tezi

Ankara üniversitesi

Sosyal Bilimler enstitüsü

Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı

Ankara 2010

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.