Oğlan ve Dev (Horasan Masalı)

Biri vardı, biri yoktu, bir baba oğul idiler. Onların yaşlı bir anaları vardı. Oğlan günde üç tornana çalışırdı. Bir gün çöle gitti, yolda yaşlı birine rastladı. Yaşlı adam dedi: “Oğul, sen burada ne yapıyorsun?” Oğlan dedi: “Geziyorum bakıyorum, iş falan olur, belki iş bulurum diye.” Yaşlı adam ona dedi ki: “Gel, burada çalış.” Oğlan gitti, o yaşlı adamla çalıştı. Yaşlı adam dedi: “Sana bir yılda bir ceviz vereceğim.” Oğlan da kabul etti, gitti çalıştı. Bir yıl sonra, yaşlı adam ona bir ceviz verdi, dedi: “Bu senin ücretindir.” Oğlan dedi: “Pekiyi, ben artık kendi şehrime döneyim.” Yaşlı adam oğlana dedi ki: “Yalnız, cevizi sakın yolda kırmayasın. Ne zaman memleketine ulaşırsan, o zaman kır!” Oğlan: “Pekiyi”, dedi, yolda giderken kendi kendine, ‘aman bu ceviz nedir ki, ilime götüreyim? Şunu şuracıkta kırıp yiyeyim’, dedi. Oğlan cevizi kırdı, baktı; içinden bir sürü insan, davar, inek, her ne varsa çıktı. Dedi ki: “Ey Allah’ım, bu nasıl iştir ki, cevizi kırınca, içinden bunlar çıktı? Şimdi bunları nasıl geri toplayacağım?”  Allah’a seslenirken birden bir dev göründü, dedi: “Ey oğlan, ne yapıyorsun?” Oğlan dedi: “Hiç, bu cevizi kırdım, içinden bunlar çıktı. Şimdi bunları cevize geri koyamıyorum ki, memleketime götüreyim.” Dev dedi: “Pekâla, ben bunları senin için toplayacağım, ancak bir şartım var: Buradan memleketine gidince, evlenmeyeceksin!” Oğlan dedi: “Olur.” Dev bir daire çizdi ve bütün hayvanları topladı, bu cevizin içine soktu. Bunun üzerine oğlan cevizi eline aldı ve şehre gitti. Şehirde cevizi yine kırdı. Bütün hayvanlar yeniden çıktı, dağ taş hayvan doldu. Oğlanın ana babası, oğullarının bu kadar davar, at ve mal getirmesine çok sevindiler. Bunun üzerine oğlanın babası: “Pekâla, artık evlenmen gerek!”, dedi. Oğlan kabul etmedi, dedi: Hayır, ben evlenmeyeceğim. Ben birinin şartını kabul ettim. Eğer evlenirsem, beni öldürecek.” Babası dedi: “Yoo, oğulcuğum, o şimdi çöldedir. Nerden bilecek ki, seni öldürsün.” Oğlan dedi: “Hayır, babacığım, eğer beni seviyorsan, ben evlenmeyeyim.” Sözün kısası, babası her ne dedi ise, oğlan az işitti. Sonunda babası dedi ki: “Oğulcuğum, burada hiç kimse yok, kimse anlamaz, gel sen evlen!” Sonunda düğün yaptılar. Düğünün ilk gecesi hava karardı. Oğlan baktı ki, dev göründü. Devi görünce, düğünden çıktı, ‘kaçabildiğin gibi kaç’ kıra çöle kaçtı. Çöle gitti, bir mağaraya ulaştı. Baktı; orada yaşlı bir kadın vardı. Yaşlı kadın dedi: “Oğulcuk nereye gidiyorsun?” Oğlan: “Hiç, beni bir dev öldürmek istiyor, şimdi ondan kaçıyorum”, dedi. Bu kadın dedi: “Madem ki kaçıyorsun, şu iki köpeği de yanına al ki, korkmayasın.” Oğlan gitti gitti, yine yaşlı bir kadına ulaştı. O yaşlı kadın ona dedi ki: “Oğulcuk, nereye gidiyorsun?” Oğlan dedi: “Hiç, beni bir dev öldürmek istiyor, şimdi ondan kaçıyorum”, dedi. Bu yaşlı kadın dedi ki: “Güzel, pekiyi, git! Bu iki mendili de vereyim, yanında götür. Bu mağaranın arkasında yanan bir duvar var. Bu iki mendili ne zaman birbirine sürtersen, ateşin arasından sana yol açılacaktır. İşte, o zaman kaça bileceksin, hiç korkma!” Oğlan iki mendili yaşlı kadından aldı ve gitti. Gitti baktı; mağaranın arkasında yanan bir duvar var. Bu iki mendili birbirine sürttü ve ateşin içinden bir yol açıldı. Oğlan bu yoldan gitti, Gitti baktı ki; bir yerde bir kız ve kadın oturuyorlardı. Kadın dedi ki:

“Ey oğlan, sen nereye gidiyorsun?” Oğlan dedi: “Benim başımdan geçenler işte böyle; bir dev peşimde, beni öldürmek istiyor. Kadın ona dedi ki: “Hiç korkma, şimdi dev buraya gelemez.” Oğlan dedi: “Pekiyi, öyleyse, beni evladınız yerine kabul edin, burada çalışayım, siz de benim masrafımı karşılarsınız.” Oğlan birkaç gün çalıştı, onlar da onun masrafını gördüler. Bir gün kız gider, oğlanın torbasından o iki mendili alır, der ki: “Güzel, şimdi bu iki mendili birbirine sürteyim, hani bakayım, ateşin içinden yol açılacak mı?” Kız iki mendili birbirine sürttü. Baktı ki, gerçekten ateşin içinden yol açıldı. Kız o yana kaçtı. O yana kaçınca, dev de oradaydı, bu yana geldi. Dev bu yana gelince, oğlanı tutmak istedi, fakat yaşlı kadının oğlana verdiği o iki köpek, devi tuttular ve onu paramparça ettiler. Ondan sonra, oğlan kendi şehrine döndü ve düğününü yaptı.

 

 

Horasandan Masalları ve Halk Hikâyeleri

Sultan Tulu

Ankara-1995

Ürün Yayınları

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.