Erler-Karısı’na Koca Olmağa Giden Keloğlan (Anadolu Masalı)
Bir Keloğlan varmış. Bir de onun annesi varmış. Bu, Keloğlan her gece kahveye gidermiş, bir köşeye büzülür otururmuş. Kahvede delikanlılar, içlerinden biri böbürlendiği zaman: “Yiğitlik, yiğitlik, Erler-Karısı’na koca olmaktır.” diye söz atarlarmış. Keloğlan delikanlıların bu sözlerini bir dinlemiş, iki dinlemiş… Sonunda anasına demiş ki:
“Anne, ben gideceğim, Erler-Karısı’na koca olacağım” Kadıncağız;
“Oğlum, neresidir o gideceğin yer? Nasıl gidersin?” falan diye oğlunu vazgeçirmeye çalıştıysa da faydası olmamış. Sonunda bıkmış kadın:
“Cehenneme kadar yolun var. Ben de senin gibi bir miskinden kurtulurum.” demiş.
Keloğlan almış başını gitmiş, gitmiş, gitmiş… Dere, tepe düz gitmiş… Altı ay bir güz gitmiş… Bir de dönmüş arkasına bakmış ki, bir arpa boyu yol gitmiş…
Giderken giderken, bir dağın tepesinde bir aydınlık görmüş. Varmış o ışığın oldu yere. Bakmış ki bir koca Dev-Karısı oturmuş güneşleniyor. Memelerini de omuzlarına atmış…
Keloğlan hemen varmış, Dev-Karısı’nın arkasına, memesine yapışmış, emmeğe başlamış. O zaman Dev-Karısı dönmüş, demiş ki:
“Ah Kel, benim mememden emmeseydin seni bir lokmada yutardım. Artık benim oğlum oldun… Ama benim bir de dev oğullarım var, şimdi nerdeyse gelir seni görürlerse yerler. Gel seni saklayayım.” Dev anası böyle deyip elini kaldırmış Keloğlan’a bir tokat vurmuş o tokatla bir anda Keloğlan’ı bir süpürge yapmış, kapının arkasına dayamış. Derken, Dev-Karısı’nın oğlanları paldır küldür gelmişler ortalığı toza dumana bulayarak.
“Ana ana burası insan eti kokuyor buralarda insan evladı var!” demişler.
Dev-Karısı:
“Oğlum dişlerinizin dibini kurcalayın. Kokarsa anca dişlerinize takılan insanların eti kokar” demiş. “Burada insan ne gezer” diye eklemiş. Bunlar da birer odun almışlar, dişlerinin dibini kurcalamaya başlamışlar. Birinin dişinin kovuğundan, tak diye bir kol çıkmış, ötekininkinden, dişindense bir bacak düşmüş. Dev-Karısı doldurmuş düşen parçaları bir kazana, koymuş ocağa bir güzel pişirmiş. Yemek pişince de oturmuşlar hepsi sofranın başına.
Sofra başında yemeklerini yerlerken Dev-Karısı demiş ki:
“Oğlum, şurdan bir ademoğlu gelse, benim mememi emse, sizin neyiniz olur?”
“Kardeşimiz olur.” demiş dev oğullar hep bir ağızdan
“Siz onu yer misiniz?” diye sormuş Dev-Karı
“Yemeyiz.”demişler yine bir ağızdan dev oğullar.
O zaman Dev-Karısı dönmüş kapı kenarında duran süpürgeye bir tokat vurmuş, süpüerge bir iki sallanmış hop diye Keloğlan çıkmış meydana, geçmiş, bir köşeye oturmuş.
Kollar, bacaklar kazanda kaynayıp da iyice pişince, Devler oturup, yemişler. Sonra Dev-Karısı bunların yataklarını yapmış, hepsini yatırmış. Keloğlan da bir kenara yatmış.
Biraz sonra Dev-Karısı gelmiş yatakların başına:
“Kim uyur, kim uyanık?” diye sormuş.
Devler horul horul uyuduklarından hiç birinden bir gık bile çıkmamış.
Keloğlan: “Anacığım, herkes uyur, Keloğlan uyanık” diye ses vermiş.
“Oğlum, niye uyumuyorsun?” diye sormuş Dev-Karısı
“Ah,” demiş Keloğlan, “Köydeki anam bana her gece yatmadan baklava börek yapardı, onları yerdim de öyle uyurdum.” diye devam etmiş.
“Hay Allah cezanı versin, Keloğlan.” demiş Dev-Karısı kızmış ama çaresiz yerinden kalkmış. Oturmuş bir sini baklava, bir sini börek pişirmiş. Getirmiş koymuş Keloğlan’ın önüne. Keloğlan güzelce yemiş bunları ve yatmış gene. Az sonra Dev-Karısı gene gelmiş;
“Kim uyur, kim uyanık.?” diye seslenmiş.
“Anacığım, herkes uyur, Keloğlan uyanık.” demiş Keloğlan.
“Oğlum, niye uyumuyorsun?” diye azarlamış Dev Karısı Keloğlanı,
“Baklava, börek mideme yapıştı. Annem olsaydı kuzu doldururdu. Onu da yer, uyurdum.” diye devam etmiş Keloğlan
Dev-Karısı, kızmış mızmış ama çaresiz kalkmış. Bir kuzu doldurmuş. Getirmiş Keloğlan’ın önüne koymuş. Keloğlan onu da güzelce yemiş yatmış. Çok geçmeden gene Dev-Karısı seslenmiş:
“Kim uyur, kim uyanık?” demiş.
“Anacığım herkes uyur Keloğlan uyanık” diye ses vermiş yeniden
“Neden uyumuyorsun oğlum?” diye kızgın kızgın söylenmiş Dev-Karısı
“Abdestim geldi de ondan uyuyamıyorum.” demiş utana sıkıla Keloğlan
“Abdestini yapmağa çıkınca kaçarsın, Keloğlan kandırma beni.” demiş Dev-Karısı
“Kaçmam anacığım İstersen belimden bir ip bağla.” demiş masum bir edayla.
Dev-Kansı inanmış Keloğlan’a, tutmuş onun beline bir ip bağlamış salmış abdesthaneye. Keloğlan bu rahat durur mu? Abdesthaneye girer girmez hünerli parmakları ile hemen belindeki ipi sökmüş, abdesthanenin direğine bağlamış… Kendisi de başlamış kaçmağa.
Keloğlan kaça dursun Dev-Karısı abdesthanenin kapısında epey bir zaman beklemiş. Bakmış Keloğlan’dan ses yok seda yok hemen içeri seslenmiş: “Keloğlan keleş oğlan!” durmuş dinlemiş “Keloğlan keleş oğlan heyyy”. Durmuş dinlemiş bakmış ne ses var ne seda. Bir süre daha beklemiş, yeniden: “Keloğlan, keleş oğlan!” diye seslenmiş ses gelmemiş bu sefer ipi çekmiş, çektiği ip abdesthanenin direğine bağlı olduğu için direk yerinden çıkmış, direk yerinden çıkınca da bütün abdesthane yıkılmış. Dev-Karısı işin farkına varınca kızarmış morarmış, öfkeden öyle bir sinirlenmiş ki kafasından duman çıkarmış. Abdesthanesinin yıkıldığına mı yansın Keloğlan’ın kaçtığına mı?
Hemen kalkmış yerinden düşmüş Keloğlan’ın peşine. Bahçesinde bir kocaman ağaç varmış, onu köküyle söktüğü gibi omuzuna almış, başlamış koşmağa. Söktüğü ağacın üstünde kuşlar varmış… Kuşlar:
“Çitô çitemâçîk,
çitô çitemâçîk.” derlermiş.
Dev-Karısı’nın uçkurları da:
“Şangırla tefi,
mangırla koca.
Şangırla tefi,
mangırla koca.” diye sesler çıkarırmış.
Bu sesleri duyan Keloğlan bir ara dönmüş bakmış ki ne görsün, koşa koşa peşinden geliyormuş Dev-Karısı.
Orda bir kurbağaya rastlamış. Kurbağaya demiş ki:
“Aman Kurbağa kardeş. Ne olursun, beni sakla. Dev-Karısı gelip yiyecek.”
Kurbağa, hemen bunu suyun içindeki deliğine sokmuş Keloğlan’ı, kendisi de suyun yüzüne çıkmış. Ama biraz sonra, Dev-Karısı yaklaşınca, çok korkmuş. Gelmiş Keloğlan’ın yanına:
“Aman, Keloğlan” demiş. “Bu Dev-Karısı’ndan bir sen değil, ben de pek korktum. Seni sakladığımı bir anlarsa beni de yutar. Hadi sen çık git işine, benim de başımı belaya sokma” demiş.
Ne yapsın Keloğlan, çaresiz başlamış gene koşmağa. Keloğlan önde Dev-Karısı arkada. Dev-Karısı’nın omuzunda ağaç; ağaçta kuşlar. Kuşlar gene başlamış ötmeye:
“Çitô çitemâçîk,
çitô çitemâçîk.”
Dev-Karısının uçkurları ses vermiş:
“Şangırla tefi,
mangırla koca.”
Az zaman uz zaman sonra Keloğlan bir kaplumbağaya rastlamış:
“Aman Kaplumbağa kardeş Allah rızası için, beni sakla, ne olursun.” demiş. Kaplumbağa bunu kabuğunun içine sokmuş, gizlemiş. Ama az sonra oda , Dev-Karısını uzaktan görünce çok korkmuş:
“Çık, çık Keloğlan. Bu Dev-Karısından sade sen değil, ben de pek korktum. Seni sakladığımı öğrenirse beni bir lokmada yutar.” Demiş.
Ne yapsın Keloğlan, çaresiz başlamış gene koşmağa. Keloğlan önde Dev-Karısı arkada. Dev-Karısı’nın omuzunda ağaç; ağaçta kuşlar. Kuşlar gene başlamış ötmeye:
“Çitô çitemâçîk,
çitô çitemâçîk.”
Dev-Karısının uçkurları ses vermiş:
“Şangırla tefi,
mangırla koca.”
Kaça kaça Keloğlan bu sefer de bir kirpiye rastlamış. Bu kirpi de oturmuş yolun ortasına değirmen çekiyormuş;
Değirmen de:
“Çıkıklı çıkıâki,
çıkıklı çıkınaki.” Diye ses veriyormuş.
“Aman Kirpi kardeş,” demiş Keloğlan, “beni saklar mısın?”
“Saklarım.” demiş, Kirpi. Hemen Keloğlan’ı değirmenin taşının altına sokmuş. Gene geçmiş değirmenin başına,
“Çıkıklı çıkıâki,
çıkıklı çıkınaki.” diye başlamış değirmen çekmeye. Dev-Karısı da gelmiş yetişmiş
“Kirpi, çıkar Keloğlan’ı.” Diye bağırmış kirpiye. Kirpi hiç oralı olmamış, cevap bile vermemiş, boyuna:
“Çıkıklı çıkıâki,
çıkıklı çıkınaki.” diye değirmen çekiyormuş.
Ötede kuşlar, Dev Karısının omuzundaki koca ağacın dallarında:
“Çitô çitemâçîk,
çitô çitemâçîk.” diye ötüyor, Dev-Karısının uçkurları:
“Şangırla tefi,
mangırla koca.”
diye sesler veriyorlarmış.
Hal böyle olunca da Dev-Karısı kirpinin aldırış etmemesine kızmış köpürmüş:
“Hülüüüp…” demiş de kirpiyi tek lokmada yutuvermiş. Kirpi de Dev-Karısının karnını delmiş, hop diye geri çıkmış. Gene oturmuş değirmenin başına:
“Çıkıklı çıkıâki,
çıkıklı çıkınaki.” diye değirmen çekmeğe…
Dev-Karısı bir daha, “hülüüüp…” demiş yutmuş kirpiyi; gene kirpi delmiş hop diye geri çıkmış. Oturmuş gene değirmenin başına:
“Çıkıklı çıkıâki,
çıkıklı çıkınaki.”
diye değirmen çekmeğe.
Üçüncü defasında Dev-Karısının karnı kalbur gibi delik deşik olmuş, küt diye düşmüş ölmüş. Keloğlan da hemen cebinden bıçağını çıkarmış, Dev-Karısının kulaklarını kesmiş, torbasına koymuş.
Kirpinin yanından kalkmış Keloğlan yola düşmüş. Doğru delikanlıların kahvesine. Delikanlılar gene Erler-Karısı’nın lafını ederlermiş: “Kim gidebilir Erler-Karısı’na koca olmağa? Kimin haddine bu işi göze almak?” falan diye boyuna konuşuyorlarmış. Kahveden içeri giren Keloğlan bu konuşmaları duyunca torbasındaki Dev-Karısı’nın kulaklarını çıkarmış da delikanlıların önüne atıvermiş.
“İşte, demiş, Erler-Karısı’na koca oldum da kulaklarını bile kestim.” Demiş.
“Aman bu ne iştir, Keloğlan?” demiş delikanlılar. Hayretler ve şaşkınlıklar arasında kalmışlar. Kalmışlar ama alkış, kıyamet de kopup Keloğlan’ı baş köşeye oturmuşlar. Masal bu ya Keloğlan’ı bu cesaretinden ötürü ikramlara, hediyelere boğarak Keloğlan’ı zengin etmişler.
Biz gelelim Keloğlan’ın gariban anasına. Keloğlan’ın anası oğlan gitti gideli iki gözü iki çeşme, oğlunun yasını tutarmış, artık ondan umudu kesmişmiş ağlamaktan bitap düşmüş. Kapıda Keloğlanı görünce oğlunun dönüşüne o da sevinmiş ki bir bayram olmuş her yer,
Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.
…
Pertev Nail Boratav
Az Gittik Uz Gittik
Bilgi Yayınevi-1969
Yenişehir-Ankara
Düzenleme ve okumaya uyarlama: Ersin Şen

