
Bu masal, Kütahya’nın Domaniç ilçesinden derlenmiş bir halk masalıdır. Emin Ölmez’in Vladimir Propp’un masal çözümleme metodunu uyguladığı akademik bir makalede, kaynak kişi Mediha Karataş’tan aktarılan haliyle yer almaktadır.
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir adam yaşarmış. Bu adamın birçok oğlu varmış. Ülkedeki padişahın oğlu olmuyormuş. Padişah bu adamın çocuklarından bir tanesini evlatlık almak istemiş. Adam padişaha: “Padişahım bu çocuk daha küçük, hala annesini emiyor. Biraz büyüsün ben onu senin yanına gönderirim” demiş. Padişah kabul etmiş. Gel zaman git zaman çocuk büyümüş. Babası çocuğu padişaha göndermek istemiş.
Çocuk yola çıkmış. Padişaha doğru giderken karşısına bir köle çıkmış. Çocuk köleden korkmuş, hemen geri babasının yanına gitmiş. “Baba tam giderken karşıma bir köle çıktı gidemedim” demiş. Bir hafta sonra çocuk tekrar yola koyulmuş. Karşısına yine aynı köle çıkmış ve çocuğa sormuş: “Nereye gidiyorsun?” Çocuk: “Ben padişahın evlatlığıyım onun yanına gidiyorum” demiş. Köle, çocuğa elinde yiyecek ne var ne yok vermiş ve kendisine yolda eşlik etmek istemiş. Çocuk bu teklifi kabul etmiş.
Köle, çocuğa yolda içmesi için su da vermiş. Ata bindikleri sıra köle, çocuk görmeden su testilerini delmiş. Çocuğa yemesi için verdiği yiyecekler de onu susatacak yiyeceklermiş. Atı bir kenara çekip yemek molası vermişler. Çocuk tüm yiyecekleri yemiş ve çok susamış, tam suya yöneldiğinde testilerde suyun kalmadığını görmüş. Köle, çocuğa dönerek: “Biraz ileride bir kuyu var, oraya gidip oradan su içebiliriz” demiş.
Varmışlar kuyu başına. Çocuk su içmek için kuyuya eğildiği sıra köle, çocuğu kuyuya itmiş. Çocuk kuyunun içinden kurtulmak için köleye yalvarmış. Köle: “Seni kuyudan kurtarırım. Ancak bir şartım var. Padişahın evlatlık çocuğu ben olacağım” demiş. Çocuk bunu kabul etmiş ve yola çıkıp padişahın huzuruna çıkmışlar. Köle kendisini evlatlık olarak tanıtmış. Padişah artık bir oğlu olduğu için çok sevinmiş.
Padişah evlatlığına sormuş: “Oğlum benden ne istersin?” Köle: “Dünya güzeliyle evlenmek istiyorum baba” demiş. Padişah: “Oğlum o uzak bir diyarda, kendi sarayında yaşar. Oraya varmak, onunla evlenmek kolay iş değil” demiş. Bunun üzerine köle yanındaki çocuğu göstererek: “Öyleyse emir buyur, bu çocuk gitsin bana dünya güzelini getirsin. Eğer getirmezse onun kellesini al” demiş. Padişah kabul etmiş.
Oğlan bir köşe başında kara kara düşünmeye başlamış. Tam bu sıra yaşlı bir kadın çocuğun yanına gelmiş ve çocuğa: “Oğlum derdin nedir söyle bana. Neden kara kara düşünürsün?” demiş. Çocuk: “Dünya güzelini bulmam lazım teyze. Eğer bulamazsam padişah benim kellemi alacak” demiş. Yaşlı kadın: “Üzüldüğün, kara kara düşündüğün bu muydu? Şimdi sen padişahına git ve ondan kırk katır iste. Bu kırk katırın üzerinde kırk çuval arpa, buğday olsun. Onlarla yola çık. Yolda bir karınca sürüsüne denk geleceksin. Katırların üzerindeki arpayı, buğdayı karıncalara doğru serp ve sonra yoluna devam et. Yoluna kırk tane dev çıkacak, elindeki kırk katırı kırk deve yiyecek olarak ver. Yoluna tekrar devam et, karşına bir yılan çıkacak. Yılan, bir balık yemek üzere olacak. Bu sırada sen yılana bir taş at, balığı kurtar. Bu yolun sonunda dünya güzelinin sarayına varacaksın. Git onu al, getir” demiş.
Çocuk padişahtan yaşlı teyzenin dediği gibi kırk katır ve içi arpa, buğday dolu kırk çuval istemiş. Padişah çocuğun istediklerini vermiş. Çocuk aldıklarıyla birlikte yola revan olmuş. Yolda yaşlı teyzenin dediği gibi önüne karınca sürüsü çıkmış. Çocuk çuvallardaki arpa ve buğdayı karıncalara serpmiş. Karıncalar karnını bir güzel doyurmuş. Karıncalar şahı, oğlana bir karınca tüyü vermiş ve çocuğa: “Eğer başına bir iş gelirse bu tüyü yak, biz nerede olsan sana yetişiriz” demiş.
Çocuk yoluna devam etmiş. Yolda kırk devle karşılaşmış. Elindeki kırk katırı kırk deve yiyecek olarak paylaştırmış. Devler karınlarını bir güzel doyurmuşlar ve çocuğa bir tane dev tüyü vermişler. Çocuğa: “Eğer başına bir iş gelirse bu tüyü yak biz nerede olsan yetişiriz” demiş. Çocuk tüyü alıp yoluna kaldığı yerden devam etmiş. Yolda bu seferde balığı yemeye çalışan yılana rastlamış. Hemen yılana bir taş atıp balığı kurtarmış. Balık, çocuğa kendisinden bir pul vermiş: “Eğer başına bir iş gelirse bu pulu yak. Ben nerede olsan yetişirim” demiş. Çocuk pulu da yanına almış yoluna devam etmiş.
Az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. En sonunda dünya güzelinin sarayına varmış. Çocuk dünya güzeline: “Ben buraya seni padişahımıza götürmeye geldim. Padişahın oğlu seninle evlenmek istiyor” demiş. Dünya güzeli: “Benim buradan götürülmem öyle kolay iş değildir. Buradan çıkmam için üç şartım var. Bunları yerine getirirsen seninle birlikte padişahın oğluyla evlenmeye gelirim. Ama bu üç şartımı yerine getiremezsen senin kelleni aldırırım” demiş ve ilk şartını çocuğa söylemiş: “İlk şartım şudur; sana kırk çuval arpa, buğday karışımı vereceğim. Sabaha kadar bu karışımı ayıkla” demiş ve kırk çuval arpa, buğday karışımını çocuğun önüne koymuş.
Çocuk karınca şahının verdiği karınca tüyünü yakmış. Tüm karıncalar birden çocuğun yanına gelmiş. Çocuk, karıncalardan arpaları bir tarafa buğdayları bir tarafa ayırmalarını istemiş. Karıncalar çocuğun bu isteğini kısa sürede yerine getirmişler. Sabah olunca dünya güzeli çocuğun yanına gelmiş. Bir de ne görsün, arpalar bir tarafta, buğdaylar bir tarafta ayrılmış. Bunun üzerine dünya güzeli çocuğa: “Aferin, ilk görevini başardın, şimdi sıra ikinci görevinde. Tam kırk kazan pilav önüne koyacağım, sabaha kadar bu kırk kazan pilavın hepsini yiyeceksin” demiş ve gitmiş.
Çocuk hemen devlerin verdiği tüyü yakmış. Kırk dev çocuğun yanına gelmiş. Çocuk kırk kazan pilavı devlere yedirmiş. Ertesi gün dünya güzeli çocuğun yanına gelmiş ve boş kazanları görünce çok şaşırmış: “Aferin, ikinci görevi de yerine getirdin, şimdi sıra üçüncü görevinde. Parmağımdaki yüzüğü göle atacağım ve sen gölün içinden bu yüzüğü bulup bana getireceksin. Eğer bu görevi de yaparsan artık seninle padişahın yanına geleceğim” demiş. Yüzüğü göle atmış ve gitmiş.
Çocuk hemen balığın ona verdiği pulu yakmış. Balık çocuğun yanına gelmiş. Çocuk balıktan göldeki yüzüğü bulmasını istemiş. Balık gölün içine girip dünya güzelinin attığı yüzüğü bulmuş ve çocuğa getirmiş. Dünya güzeli ertesi gün çocuğun yanına gelmiş. Çocuğun elinde yüzüğü görünce çok şaşırmış. Çocuğa söz verdiği gibi onunla birlikte padişahın oğluyla evlenmek için yola çıkmış. Çocuk dünya güzelini padişahın yanına getirmiş.
Padişah dünya güzeliyle köleyi evlendirmek için yedi diyara haber salıp hazırlıklara başlamış. Çocuk çaresiz bir şekilde olan biteni seyrediyormuş. Verilen görevi başarıyla yerine getirdiği için köle çocuktan korkmaya başlamış. Adamlarına çocuğu öldürmeleri için emir vermiş. Kölenin adamları çocuğu bulmuşlar ve onu öldürmüşler. Çocuğun her bir parçasını şehrin bir yerine asmışlar.
Dünya güzeli kendisini buraya getiren çocuğu merak etmiş ve onunla görüşmek istemiş. Dünya güzelinin hizmetkârları padişahın oğlunun onu öldürttüğünü söylemişler. Dünya güzeli bu duruma çok sinirlenmiş ve yanındakilere emretmiş. Dünya güzelinin emri üzerine çocuğun her bir parçası toplatılmış ve dünya güzelinin önüne getirilmiş. Dünya güzelinin sarayının yanında bulunduğu göl meğer ab-ı hayat suyundan oluşuyormuş. Dünya güzeli yanında biraz su getirmiş ve suyu hemen parçaların üzerine dökmüş. Parçalar bir anda birleşerek çocuk canlanmış.
Çocuk başından geçen her şeyi dünya güzeline anlatmış. Dünya güzeli padişahın huzuruna çıkmış ve kölenin hainliklerini anlatmış. Asıl evladının bu çocuk olduğunu söylemiş. Padişah çok sinirlenmiş ve hemen yanındaki vezirine çocuğu getirmesini emretmiş. Vezir askerlerle birlikte çocuğu padişahın huzuruna çıkartmış. Padişah, köleye sormuş: “Kırk katır mı istersin yoksa kırk satır mı?” Köle: “Kırk katırı seçmiş.” Padişah köleyi kırk katırın arkasına bağlamış ve kırk katır dörtnala koşarak gitmişler.
Padişah evlatlığına kavuşmuş ve onu hak ettiği dünya güzeliyle evlendirmiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Daha geçen hafta onların düğünündeydim, sizlere selamı var.