Simurg ‘Karakuş’ (Tatar Masalı)

Simurg (Karakuş) Tatar Masalı

Eski zamanlarda yaşlı bir adam varmış. Bu yaşlı adamın üç kızı varmış. Günlerden bir gün, yaşlı adam pazara gitmek için hazırlanmaya başlar. Gitmeye hazırlandığı sırada iki kızını uyandırıp: “Nasıl bir hediye getireyim? diye sorar, küçüğünü uyandırmaya kıyamaz ve pazara gider.

Bu sırada küçük kızı rüya görür. Rüyasında büyük duvarlarla çevrili bir bahçede çok güzel bir çiçek ile oynadığını görür. Çiçekle uzun süre oynadıktan sonra, çiçeği kaybeder; arar arar, ama bulamaz. Çiçeği bulamamasına üzülüp, ağlayarak, uyanır. “Sana ne oldu, neden ağlıyorsun?” diye, ne kadar sorsalar da kız cevap vermez. Bahçelerine çıkıp, orada da çiçeği arar kız, onun gibi bir çiçek bulamaz.

Babaları pazardan döner, aldığı hediyeleri verir. Küçük kıza, ablalarına göre, daha da çok hediye almış. Yine de, küçük kız hediyeyi ittirip, koyar. Babası şaşırıp: “Neden almıyorsun?” deyince, kız gözlerindeki yaşları sile sile rüyasında çok güzel bir çiçek gördüğünü anlatır. “Bana o çiçeği bulup, getirsen, başka hiçbir şey istemem.” der. Babası bu çiçeğin çok uzakta olduğunu bilse de, getirmeye söz verir. Babası: “Alıp gelmesine, alır gelirim, fakat o çiçek bize fayda getirmez.” der. Kız ona buna bakmaz: “Sadece bu çiçek olsun!” der.

Yaşlı adam, yola çıkmak için hazırlanmaya başlar. O sırada babasından kalan küçükçe bir sandık aklına gelir. Babası ölmeden önce: “Bir sıkıntıya düşersen, bu sandıktaki eşyaları alırsın.” diyerek, bırakmış. Aklına gelince, yaşlı adam bu sandığı açıp, bakar ki, sandıkta bir düdük, üç tel saç, uçları gümüşlenmiş, kıvrımları düzeltilmiş, işlenmiş bir metrelik bir sopa bulur. İhtiyar, bu eşyaları alır, yiyecek alır, vedalaşır ve sefere çıkıp, gider.

Epeyce yol gittikten sonra, çok gür bir ormana varıp, yolunu kaybeder. Kurtlar bunun etrafını çevirirler. Bu şekilde şaşırıp dururken, kesesindeki düdük aklına gelir. Düdüğü alır ve üç kez öttürür. O zaman, yerle gök bir araya gelir, çok sert bir fırtına çıkar, ağaçlar çatır çutur kırılmaya başlar. Fırtınadan güçlükle kaçıp, kurtulur. Bu şekilde çok zorluklar çeke çeke bir ay gittikten sonra ormanı geçip, bir alana gelir. İhtiyar çok susar, acıkır, hâlsiz düşer. Su araya araya dolaşırken kalın bir kavak ağacının yanına varır. Kavağın dibinden su çıkıyormuş, yaşlı adam bu suyu içip, bitirir. Bu su, yırtıcı hayvanların içtiği suymuş. Suyu içip, bitirince, yırtıcı hayvanlar yaşlı adama saldırırlar. Yaşlı adam düdüğünü öttürüp, rüzgar çıkararak güçlükle sağ kalır.

Yaşlı adam, gide gide bir çöle gelir. Yiyeceği biter bunun. Gitmeye dermanı kalmaz. O zaman kesesindeki üç tel saç aklına gelir, birisini alıp, rüzgarda uçurur. Rüzgarda uçurunca, bunun önünde çeşitli yiyecekler ortaya çıkar. Yaşlı adam, rüya mı gerçek mi diye hayrete düşüp, bakakalır. Yaşlı adam karnını doyurur ve kum çölünü geçip, bir büyük dağa ulaşır. Uzaktan, parlayan bir saray görünür. O saç tellerinden birisini uçurur ve yine karnını doyurup, biraz dinlendikten sonra, o saraya doğru gider.

Dört ay dolup, beşinci ayın birinci gününde sarayın yanındaki çok güzel bir bahçenin yanına gelir. Bu geldiğinde karanlık çökmüşmüş. Son saç telini de uçurup, karnını doyurur ve yatıp, uyur.

Hava aydınlanmaya başlayınca, yaşlı adam silkinip uyanır ve çiçek aramaya geldiği aklına gelir, duvardan bahçeye girer. Bahçede çeşitli meyve ağaçları varmış, meyveler olgunlaşmış. Meyve ağaçlarının arasında yaşlı adamın arayıp, geldiği güzel çiçek de varmış. Yaşlı adam üç kızına üç çiçek koparıp, duvardan çıkıp, gideyim derken bunun karşısına demir gagalı, demir tırnaklı büyük bir Simurg çıkar. Kuş, yaşlı adamın yanına gelip, kıyafetinden gagası ile çekiştirerek: “Sen kimin izni ile benim bahçeme girip, çiçeklerimi koparıyorsun, nereye götürüyorsun onları?” diye sorar. Yaşlı adam, başta söylemeye korkar, sonunda, bırakmayınca, üç kızı olduğunu, küçük kızının bu çiçeği rüyasında görüp, âşık olduğunu anlatır. Bundan sonra Simurg: “Küçük kızını bana verirsen, çiçeği alırsın; kızını vermezsen, çiçeği vermiyorum.” der. Yaşlı adam, küçük kızını vermek istemez. Ne yapsın, içinden eli boş dönüp, gitmek de gelmiyor, ister istemez razı olur. Giderken kuş: “Filan saatte kızını getir.” der, çok çabuk gelmesini ister.

Dönmek için yola çıkar bu. Döndüğünde büyük bir ırmağın yanına gelir, karşıya geçmeye hiç imkân yok. Bu şekilde şaşırıp, dururken, evden getirdiği sopa aklına gelir. Bu sopa ile suyun üstüne üç kez vurur, suyun üstünde büyük bir köprü meydana gelir; köprüden geçip, gider ve gide gide önceki ormanın kenarına gelir. Yaşlı adam, aşırı derecede hâlden düşmüş, yorulmuş ve ne yapacağını bilemeyip, şaşkın şaşkın dururken: “Niye bu çok uzun süredir gelmiyor?” diye, Simurg bunu aramaya çıkar. Kuş, yaşlı adamı takip edip, ona yetişir ve: “Ben seni gelir diye bekliyordum, neden bu kadar geciktin, şimdi iki kat fazla süre geçip, gitti.” der. Daha sonra yaşlı adamı, boynuna oturtur ve evine götürüp, bırakırken: “Kızı buraya filan saatte getir.” der.

Yaşlı adam çok kaygılı bir şekilde, evine dönüp, içeri girer. Evdekiler çok özlemişler. Küçük kızına çiçeği verir ve: “Kızım, bu çiçeği senin başına bela olarak alıp, geldim. Çiçeğin sahibi demir gagalı Simurg seni istiyor. Seni almaya geldi, filan yerde bekleyip duruyor.” der.

Böyle deyince, hepsi “Vermiyoruz” diyerek, ağlaşırlar; kızı çıkarmazlar, kapı ve pencerelerini kapatıp, uyumak için yatarlar.

Simurg bekleye bekleye, karanlık çöker. Sonunda beklemeye dayanamaz, evin yanına gelip, pencereyi kırarak, içeri girer ve yaşlı adamın küçük kızını kaçırıp, kendi yurduna uçup, gider.

Kuş, kızı getirir ve evinin bahçesindeki saraya yerleştirir. Bu sarayda Simurg’tan başka hiçbir canlı yoktur. Kız yalnız olduğu için çok hüzünlenir, iyice zayıflar. Böyle iki yıl yaşadıktan sonra, kız eve dönmek için izin ister. Simurg: “İki saat on beş dakikada gidersin, dört saat orada kalırsın, iki saat on beş dakikada dönersin. Bir dakika bile gecikirsen, iyi olmaz.” der. Kız buna razı olup, kuşun öğrettiği sihir ile evine döner. Dönünce kucaklaşıp, ağlaşırlar. Kız kendisinin dört saat kalacağını söyler. O sırada ablaları buna fark ettirmeden, saati üç saat geri alırlar.

Yedi saat durur bu. Evine döndüğünde Simurg bunu bekleye bekleye iyice sıkılmış.

— Sen, benim söylediğim vakitte dönüp, geldin mi? der Simurg.

— Geldim, der kız.

— Sen vaktinde gelmedin, üç saat sonra geldin, der. Sen bunu kendin fark etmedin, ablaların saati geri aldılar, bu nedenle sen geciktin, bunun için ben seni affediyorum, der.

Bundan sonra Simurg kanat çırpar ve çok güzel bir delikanlıya dönüşür. Delikanlı: “Sen beni kuş diye düşündün. Ben seni sınamak için kuş kılığına girdim. Evine gidince de sözünü bozmadan geldin.” der.

Bundan sonra delikanlı, kızı kendine eş olarak alır, çok mutlu olurlar, hâlâ da birlikte ömür geçirirler.

 

Tataristan Masalları Üzerinde Bir Araştırma

Mustafa Gültekin

Doktora Tezi

Sayfa 1182

İzmir 2010

Danışman Prof. Dr. Metin Ekici

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.