Yılan Padişahı Şahmaran (Tatar Masalı)

YILAN PADİŞAHI ŞAHMARAN
Evvel zamanda fakir bir delikanlı, ormandan odun kesip, satıyormuş ve bununla geçiniyormuş. O, bir de alıp dönüyormuş, iki de alıp dönüyormuş. Bu şekilde taşırken bir gün kalın bir ağacın dibine oturmuş. Fakir insan çok düşünür. Düşünüp, oturuyormuş. Toprağı bir öyle, bir böyle kazıyormuş. Geçimi zormuş ve böylece düşünüp, oturuyormuş. Bu şekilde düşünüp, toprağı eşeleyerek, oturduğu sırada, bunun eline demir bir şey değmiş. Düşünmüş: “Bu nasıl demir?” demiş, tutarak bakmış. Kazmış, kazmış ve sonunda büyük bir kapak çıkmış. “Bu haramilerin malıdır, herhalde bunu haramiler koymuştur.” demiş. Taş ve ağaç ile kanıra kanıra bu kapağı açmış. Açınca bir değnek sokmuş. Değnek yumuşak bir şeye değmiş. Bunu alıp, bakmış. “Bu, bal gibi bir şeymiş.” demiş. Değneğe parmağını sürmüş ve yalayıp, bakmış; balmış. Kapağı kapatmış ve evine dönüp, gitmiş.
Evine dönünce, bir kova almış. Ormana gidip, bu kovaya bal doldurup, tekrar kapağı kapatmış. Bir köye gidip, balı satmış, çok iyi para kazanmış ve odun satmayı bırakmış. Bu şekilde bal satıp, dolaşa dolaşa yorulur ve sonunda komşusunda gidip:
— Bir şey buldum, hiç kimseye söyleme. Haydi gidelim, demiş. Leğenleri, kovaları ve çömlekleri almışlar, gitmişler.
Vardıklarında komşusunun iki gözü dört olmuş. Balı tamamen çıkarmışlar. Hepsini alıp, eve dönmüşler. Balı koyacak yerleri de yokmuş. Balı paylaşmışlar. Bu şekilde tamamı bitmiş. Böylece komşusu da, kendisi de durmuş.
Fakir delikanlının parası yine bitmiş. Bal olmasa bile oraya gitmek istemiş: “Yine olmaz mı” diye. Bir gün yine çıkıp, gitmiş. Tevekkül edip, aşağıya inmiş. “Bir hikmet vardır orada.” demiş. İnince, eline kapı kolu gibi bir kol değmiş. Kolu bulunca, bu düşünmüş: “Burada mutlaka bir şey vardır.” demiş. Tevekkül edip, açmış. Açınca, ne görsün, dünya gibi aydınlık bir yer. Orada yığın yığın yılanlar yatıyormuş. Yılanların ortasında, kerevet gibi bir şeyin üstünde ak çarşaf. Bunun üstünde bir ak yılan. Yılanlar bunu yutmak için başlarını kaldırmışlar. O sırada ak yılan: “Durun hele!” der gibi, kuyruğunu sallamış. O kerevet gibi şeyin yanında bir ak taş varmış. Parlayıp, duruyormuş, pek heybetli. Yılanlar gidip, o taşı yalıyorlarmış.
Bu fakir delikanlının karnı çok acıkmış. Karnı acıkınca hiç takati kalmamış. Nice günler aç yatmış. Ak yılan kuyruğunu sallamış buna, oraya doğru gelmesi için. Bu kımıldamaya korkup, “Kımıldarsam yılanlar yutar.” deyip, oturuyormuş. O sırada ak yılan dile gelmiş:
— Delikanlı, benim yiyeceğim balımı sattın, kendine fayda sağladın. Sonra buraya girdin. Ailen vardır, çocukların vardır, özlerler demiş. Şimdi sen buradan dönemezsin; burada bizimle yaşamak zorundasın, demiş.
Bu ağlamaya başlamış. Ak yılan:
— Korkma, ben sana dokundurtmam, demiş. Karnın açsa, gelip bu taşı yala. Acıkmazsın da, susamazsın da demiş.
Bu şaşırıp, korksa da gidip ak taşı yalamış. Yalayınca, susuzluğu da, açlığı da geçmiş.
Bu bir gün karısını, çocuklarını aklına getirip, ağlamış. Ak yılan buna acımış. O sırada delikanlı, ak yılana:
— Sen kimsin, bu yılanlardan hiç de korkmuyorsun? demiş. Dili çözülünce, konuşmak istiyor şimdi.
Ak yılan:
— Ben onların padişahıyım. Benim adım Şahmaran, demiş.
Delikanlı:
— Beni buradan çıkaramaz mısın? Lütfen! Dinlesene sözümü, demiş.
Şahmaran:
— Ben seni çıkarırdım, ama sen benim ömrümün kısalmasına sebep olursun. Sen beni insanlara anlatırsın. İnsanlara anlatman, benim sonum, demiş.
Bu delikanlı:
— Söylemem, demiş, ant içmiş, yalvarmış ve burada ne gördüysem, burada kalır, demiş.
Böyle deyince, Şahmaran bir yılana emretmiş: “Git, çıkar bunu.” demiş, kuyruğu ile izin veriyor kendince. Bu delikanlıya: “İnsanlara söylersen, benim ömrüm biter; söyleme, incinirim.” demiş.
— Söylemem, demiş delikanlı, yalvarmış, ağlamış. Sonra delikanlı, yılanın kuyruğuna yapışmış ve yılan bunu alıp, yukarı çıkmış. Sonra yılan geri, içeriye girip, gitmiş. Delikanlı, evine dönmüş. Ailesi ağlamışlar, sevinmişler. Aylardır kaybolan kişi dönmüş, büyük mutluluk olmuş Bu şehrin padişahı hastalanmış. Padişah büyücülere başvurmuş. Büyücüler:
— Bu hastalıktan kurtulmak için Şahmaran’ı gören kişi lazım? demişler.
Padişah:
— O Şahmaran nasıl şeydir? Ben onu bilmiyorum, demiş.
Bir büyücü:
— Şahmaran, bir ak yılan; yılanlar padişahı, demiş.
Padişah:
— Onu gören kimse var mıdır, onu nasıl biliriz biz? demiş.
— Onu biz biliriz. Bir hamam yaptır. Bütün insanları buraya sok. Onu şuradan biliriz: Şahmaran’ı gören kişinin teni alaca olur, demiş büyücüler.
Padişah hamam yaptırıp, hamamı yaktırmış. Tamamlanınca, insanları bedava yıkanmaya davet etmiş. Herkes gelmiş ve bedava hamama hevesle girmişler. Hamama giren her insanın ismini yazmışlar. Sonunda: “Sen hamama girdin mi?” deyip, kontrol ederek, içeri almaya başlamışlar. Şahmaran’ı gören fakir delikanlıyı da getirmişler.
— Sen hamama girdin mi? diye sormuşlar.
— Girdim, demiş.
Defterden bakmışlar:
— Adın ne? demişler.
— Filan, demiş.
Defterde adı yok. Bunu zorla hamama götürmüşler. Gömleği çıkarmış. Karalı aklı, benek benek tenli bu. Büyücüler bunu anlamışlar ve:
— Senin tenin neden böyle? diye sormuşlar.
— Ben küçüklükten böyleyim, demiş bu.
Büyücü:
— Hayır, senin tenin küçüklükten böyle değil. Sen yılanlar padişahı Şahmaran’ı görmüşsün, tenin bundan dolayı alaca, demiş.
— Hayır, yılan padişahını da, yılanı da görmedim ben, demiş. Yılanlar padişahını öldürmek istemiyor, inkar ediyor bu.
Söylemediği için padişah bunu hapse attırmış. Bu delikanlı hapiste üç gün aç yatmış. Her gün gelip, sormuşlar:

— Gördünse söyle, demişler. Bu söylememiş. Böyle olmayınca, bunu hapisten çıkarmışlar:
Büyücü:
— Tenine birer birer iğne batırmak lazım, o zaman söyler, demiş.
Getirmişler. Bir iğne batırmışlar. Çok şiddetli bağırmış. İkincisini batırmışlar. Yine çok şiddetli bağırmış. Söylemiyor hâlâ bu. Üçüncüsünü batırınca söylemiş:
— Gördüm, demiş.
— Neden şimdiye kadar söylemedin? demiş büyücü. Hapiste kaç gün geçirdin, yoksa şimdi mi söylemek lazımdı? Nerede gördün? demiş.
Delikanlı:
— Ormanda görmüştüm de kaçtı o. Padişah olduğunu da anlamadım, demiş.
Büyücü:
— Hangi ormanda, hangi yerde? diye sormuş.
Fakir delikanlı:
— Bilmiyorum, hangi yerdedir, çok eskidendi, demiş.
Büyücü:
— Öyleyse, söylemezsen, makine ile elini sıkarız, mastika ile tırnaklarını sökeriz, demiş.
Bu söylemez yine. Makineye oturturlar, elini kıstırırlar. Makine bir elinin tırnaklarını söker alır. Bu söylemez. İkinci elini kıstırırlar. Delikanlı, serçe parmağının tırnağı sökülünce:
— Şöyle şöyle, şurada gördüm, fakat insan alıp götürmem, kendim alıp, geleyim, der. Altın tabak alır ve güzellikle almaya gider bu. Ormana varınca, kapağı açar. İçine inmiyor şimdi, yukarıdan yüksek sesle bağırır:
— Şahmaran!
Şahmaran, bunun sesini işitip, su akar gibi yavaşça çıkıp, gelir:
— Ey delikanlı, ahdin, sözün böyle miydi? Bu güne kadar ömür geçiriyorduk. Sana inandım, ömrüm bitti işte, der.
Şahmaran’ı görünce delikanlı ağlar:
— Hiç söylemiyordum. Üç gün hapiste yattım. Tenime iğneler batırdılar. Bir elimin tırnaklarını söktüklerinde söylememiştim. Ölüm acısı ağırmış, ikinci elimin tırnaklarını sökerken, dayanamadım, söyledim, der.
Şahmaran:
— Tamam, benim ömrümüm bitmesine sebeptir, der. İncinmiyorum, benim için çok büyük eziyetler görmüşsün, der. Sonra Şahmaran, delikanlıya akıl vermeye başlar: Şimdi sen, beni pişirmeye götürürsün. Sana, beni pişirmeni emrederler, der. Dönünce, beni üç parçaya kes. İlk kaynayan suyunu ayrı koymanı emrederler, önce kendin iç, derler, der. İkinci defa kaynayanı da ayırmanı emrederler, der. Üçüncü kez kaynayanı da ayırmanı emrederler, der. Bu şekilde ayrı ayrı koyarsın. Fakat, önce kaynayan ile son kaynayanın yerlerini değiştir. Son kaynayanı, önce kaynadı, diye söyle, der.
Delikanlı Şahmaran’ı alıp, döner. Ona, Şahmaran’ı pişirmesini söylerler. Delikanlı, Şahmaran’ı üçe keser. Buna üç çanak verirler, üç defa kaynatmasını söylerler. Delikanlı birinci kaynayanı da alıp, koyar; ikinci kaynayanı da alıp, koyar; üçüncü kaynayanı da alıp, koyar. Sonra hemen birinci kaynayan ile son kaynayanın yerlerini değiştirir.
Büyücü gelir:
— Kaynattın mı? der.
— Kaynattım, der.
— Önce kaynayan hangisi? der.
— İşte, deyip, gösterir.
— İkinci kaynayanı hangisi? der.
— İşte bu, der.
Delikanlı onların yerlerini yılanın dediği gibi, değiştirip, koymuş. Kendisi ne için olduğunu da bilmiyor, hâlâ.
— İşte bunu ben içeyim, bunu da sen içersin, der büyücü. Büyücüye, üçüncüsü diye, birincisini içirir bu. Büyücünün karnı orada patlar. Bu kendisi üçüncü kez kaynayanı içer ve kazanda kaynayan Şahmaran parçalarının sözlerini anlamaya başlar.
Kazandaki Şahmaran parçaları konuşur. Baş parçası:
— Beni yese, padişahın başı düzelir, der.
Karın parçası:
— Beni yese, içi düzelir, der.
Kuyruk parçası:
— Beni yese, ayakları düzelir, der.
Atların, sığırların, bütün hayvanların dilini bilmek için, büyücü bu üçüncü kaynayanı içmek istiyormuş. Şimdi bu fakir delikanlı bütün hayvanların dilini anlıyormuş.
Önce Şahmaran’ın başını yedirmişler padişaha, onun başı düzelmiş. Sonra orta parçasını yedirmişler, onun içi düzelmiş. Kuyruğunu yedirmişler, onun ayağı sağlamlaşmış. Eskisinden de kuvvetlenmiş padişah.
En sonunda, fakir delikanlı doktor olmuş. Bütün hastalıkları tedavi etmeyi öğrenmiş, hayvan dillerini de öğrenmiş.

 

 

Tataristan Masalları Üzerine Bir Araştırma

Mustafa Gültekin

Doktora Tezi

Sayfa 1182

İzmir 2010

Danışman Prof. Dr. Metin Ekici

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.