İçeriğe atla
Muzip Masal Cinimasallara dair her şey…
  • Enis (Enise) Gökçe derlemesi

Hocanın Aklı — Gölcük (Kocaeli) Masalı

Yayın Tarihi
18 Eylül 2026
Tahmini Süre
9 dk okuma
Derleyen
Enis (Enise) Gökçe
Kayıt Yeri
Kocaeli Masalları
Metin Boyutu
Zemin
Hocanın Aklı — Gölcük (Kocaeli) Masalı

Bu masal, Kocaeli’nin Gölcük ilçesine bağlı Nüzhetiye (Döşeme) köyünden derlenmiştir — bu köy, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Batum yöresinden göç eden Gürcü muhacirlerin yerleştiği bir yerleşimdir. Nedim Bakırcı’nın Carl Jung’un arketipsel sembolizm kuramını uyguladığı akademik bir makalede, Enis Gökçe’nin yüksek lisans tezinden aktarılan haliyle yer almaktadır.

Bir varmış bir yokmuş bir zamanlar fakir bir hocanın oğlu olmuş. Hoca ve hanımı mutlu mesut yaşarken gel zaman git zaman hocanın oğlu askerden tezkeresini alıp evine dönmüş. Annesi ve babası eve sağ salim dönen evlatlarını görünce çok sevinmişler. Hoca ve eşi artık evlatlarının evlendirme çağına geldiğini düşünüp Hoca, hanımına: “Artık bu çocuğun evlenme çağı geldi Hanım, bunu baş göz etmek gerek” demiş. Hanımı da Hoca’ya: “Halimiz ortada, paramız pulumuz yok, neyle evlendireceğiz bu gariban çocuğu?” demiş. Hoca oğluna seslenerek yanına çağırmış.

“Oğlum, ahırda bir tosunumuz var, yarın onu alıp pazara git ve onu pazarda sat” demiş. Sabah erkenden kalkan Hoca oğlunu uyandırmış. Tosunu hazırlayıp oğlunu pazara yolcu etmeden önce ona çok önemli bir uyarıda bulunmuş: “Beni dikkatle dinle oğlum, bu civar köylerde tanınan Yedi Sarı Kardeşler Çetesi’ni duymuşsundur. Bunlarda her türlü hile, oyun, düzenbazlık vardır. Sakın ha tosunu bu sarı kardeşlere satmayasın” diyerek şafak sökmeden oğlunu pazara yolcu etmiş. Hocanın oğlu epeyce bir yol aldıktan sonra karşısına bir adam çıkmış. Adam: “Delikanlı, yolculuk nereye?” diye sormuş. Hocanın oğlu da tosunu pazara götürüp satacağını söylemiş.

Bunun üzerine adam hayrete düşerek demiş ki: “Ne tosunu yahu, ben ortalıkta tosun mosun göremiyorum, eşek bu!” Delikanlı dikkatlice adama bakarak babasının sözlerini hatırlamış ve adamın sarışın olması üzerine yoluna hiç aldırmadan devam etmiş. Hocanın oğlu henüz pazara varmadan birkaç kişi ile karşılaşmış. Onlar da ilk gördüğü adam ile aynı tepkiyi verince hocanın oğlu da hiddetlenip en sonuncusunu yanından kovmuş. Hayvan pazarına varan hocanın oğlu tosununu bir yere bağlamış ve hayvanın önüne yiyeceğini suyunu koymuş. O da satılığa çıkardığı tosunun yanına oturup müşteri beklemeye başlamış. Pazarda tosuna talip olan tüm müşteriler sarışınmış ve hepsi sanki aynı ağızdan konuşuyorlarmış gibi satılan tosunun tosun olmadığını, bir eşek olduğunu iddia etmişler. Akşama doğru durum öyle karışık bir hale gelmiş ki hocanın oğlu bile kendinden şüphe etmeye başlamış. Bakmış ki olacak gibi değil, tosun elinde kalacak, kararını değiştirip ilk gelen müşteriye tosunu eşek fiyatından satacakmış. Ve en son gelen sarışın müşteriye, hiç pazarlık yapmadan, tosunu eşek fiyatından satmış. Evine dönen hocanın oğlu parayı babasına uzatınca Hoca: “Ee oğlum, burada beş lira var, bizim tosun on lira ederdi, nerede bu beş lira?” demiş. Hocanın oğlu bu durum üzerine babasına: “Baba, pazarda tosuna talip olan herkes sarışındı. Hepsi de tosun olmadığını, eşek olduğunu söyleyip durdu, ben de baktım ki satamayacağım, elimde kalacak, eşek fiyatından sattım bizim tosunu” demiş.

Durumu öğrenen Hoca hemen gidip bir eşek almış. Eşeği aldıktan sonra bir arkadaşından üç tane ödünç altın istemiş. Aldığı bu üç altını yemlerinin içine karıştırarak eşeğine yedirmiş. Hoca ertesi gün erkenden eşekle beraber sarı kardeşlerin köyüne giderek kapılarına dayanmış. Sarı kardeşler hocayı görünce sevinmişler ve buyur etmişler. Elinden eşeğini alıp ahıra doğru götürmüşler, hoca da arkalarından gitmiş. Hocaya dönüp demişler ki: “Hocam, sen dön evde dinlen, biz eşeği ahıra bağlayıp geleceğiz” demişler. Hoca dinlemeyerek ahıra kadar onlarla beraber girmiş. Ve onlardan eşeğe vermek için biraz yem ve su isteyerek eşeğin önüne koymuş. Hep beraber ahırdan dışarıya doğru çıkarken Hoca telaşlı bir şekilde: “Kapıları iyice kapatıp kilitleyin” demiş. Sarı kardeşler durumdan şüphelenerek Hoca’ya bunu neden yapmak istediğini sormuşlar. Hoca da: “Sabah olunca görürsünüz” demiş. Ardından eve çıkmışlar, yemek yemişler, sohbet etmişler ve uyumuşlar.

Ertesi gün kahvaltılarını yaptıktan sonra hoca yedi kardeşten bir güğüm su ile küçük bir leğen istemiş. İstediklerini hocaya getiren kardeşler merakla hocanın ne yapacağını beklemişler. Hoca ahıra doğru giderek kapıları açmalarını istemiş. Kapıları açan yedi kardeşler içeriye giren hocayı takip etmiş. Hoca eşeğin arkasına geçerek kollarını sıyırmış. Ve: “Bismillah!” demiş ve eşeğin tezeklerini karıştırmaya başlamış. Hoca ilk altını, ikincisini ve üçüncü altını bulmuş, altınları ve ellerini yıkayarak: “Allah bereket versin” demiş ve ahırdan çıkmış. Durumu gören yedi kardeşler hayretler içerisinde kalmışlar. “Yahu Hoca, nasıl olur bu?” demişler. Hoca da: “Allah’ın bir hikmeti işte, benim eşek altın sıçıyor, şimdi neden size kapıları sıkı sıkıya kapatın dediğimi anladınız mı?” demiş. Şaşkına dönen yedi kardeşler hocaya yalvarmaya başlamış: “Dile bizden ne dilersen hoca, bu eşeği bize sat” diye yalvarmışlar hocaya. Hoca da iyice naza çektikten sonra kendini tam 100 altın karşılığında satmış eşeği yedi kardeşe. Oradan ayrılırken Hoca yedi kardeşlere: “Benim eşek çok yorgun çocuklar, ahırın kapılarını iyice kapatın, tam yedi gün eşeğin yanına hiç uğramayın, yemi suyunu ahırın üst tarafından verin” demiş.

Dediklerini harfiyen yerine getireceklerini söyleyen yedi kardeşlerin yanından ayrılan hoca başka bir köye gidip iyi bir at almak istediğini söylemiş, meydanda bir kişi çıkmış: “Benim çok iyi cengâver bir atım var ama pahalıdır bilesin” demiş. Hoca da: “Gidip görelim, parası mühim değil” demiş. Atı gören Hoca çok beğenmiş. “Ne kadar?” diye sormuş satan adama, adam da: “Dedim sana pahalı, bir altın” demiş. Hoca da: “Al sana iki altın” diyerek almış atı, koyulmuş yola. Evine varınca olanları Hanım’ına anlatmış, demiş ki: “Ya Hanım, işte böyle, bu yedi kardeş mutlaka bana hesap sormaya gelecek, şimdi sana anlatacaklarımı iyice dinle: git kasaptan hayvan bağırsağı al. Pazardan da iki tavşanla bir kaval al. Yedi Kardeş kapıya dayanınca ben tarlada olurum, onlar kapıya dayanınca tavşanın bir tanesini mutlaka eline al, onlar gidince boğazına bağırsakları dola, sonra da yazmanla kapat, gözükmesin” der.

Bir hafta sonrasında yedi kardeşler ahıra iner, kapıyı açmadan deliğinden bakarlar ki içeride parıl parıl bir şeyler parlamaktadır. Heyecandan kapıyı açamayıp birbirlerine çarparlar, en sonunda açarlar kapıyı, bir de bakarlar ki eşek nalları dikmiş. Nallarına vuran güneş etrafı aydınlatmış. Duruma uyanan yedi kardeşler öfkelerinden yerinde duramamış, hemen hocanın kapısına dayanmışlar. Hocanın eşi tıpkı anlattığı gibi, onlar hışımla kapıyı çalınca elinde tavşan çıkmış karşılarına, hocanın nerede olduğunu soran yedi kardeşlere tarlada olduğunu söylemiş. Yedi Kardeşler tarlaya varınca Hoca sanki haberdar gibi onlara arkası dönük işiyle meşgul şöyle demiş: “Ooo, neden bu kadar geç kaldınız? Gelin gelin, ben de sizi bekliyordum. Geleceğinizi haber verdi” demiş elindeki tavşanı onlara göstererek. O şaşkınlıkla ne diyeceklerini bilemeyen yedi kardeşler Hoca’ya: “Hoca, sen bizim olduğumuzu ve buraya geleceğimizi nasıl öğrendin?” demişler. Hoca da elindekini göstererek: “Bu benim çocuğum gibidir. Evde olanı biteni, Hanım’la iletişimimi bununla kurarım, sizden önce varıp bana sizin geleceğinizi haber etti” demiş. Şaşırıp kalan yedi kardeşler neden geldiklerini unutup birbirlerine bakmaya başlamış.

Hoca: “Hadi akşam misafirim olun, ne yiyeceksiniz deyiverin de söyleyeyim, ha buna gitsin desin Hanım’a, gidince hazır olur her şey” demiş. Apışıp kalan yedi kardeş söylemişler ne yemek istediklerini, hoca da tavşanın kulağına fısıldayıp ormana doğru vurarak bırakmış. Yedi Kardeşler: “Yahu hoca, yol orada, sen ormana gönderdin tavşanı” demişler. Hoca da: “Yoldan gitsin de köpeklere yem mi olsun, dağdan bayırdan atlaya atlaya gider, o kestirmelerden o yolu biliyor” demiş. Hayretle hocayı seyreden yedi kardeş, Hoca’nın işi biter bitmez koyulmuşlar yola, eve varmışlar.

Varınca bakmışlar ki tavşan ocağın önünde ama yemekler hazır değil, hocanın eşi: “Bey, ben yetiştiremedim istediklerinizi” demiş. Hoca bir anda öfkelenerek aldığı gibi bıçağı eşinin boynuna çalmış. Duvar boydan boya kan olmuş, kadın yere yığılmış. Yedi Kardeşler: “Hocam, ne yaptın, alt tarafı bir yemek için değer miydi?” demişler. Hoca da siz karışmayın diye bağırarak başka bir odaya girmiş, elinde bir kaval ile içeriye gelen hoca karısının başında başlamış kavalı çalmaya, bir de bakmışlar ki hocanın eşinin elleri ayakları kımıldıyor. Bir anda canlanmış, kalkmış yerinden, içeri gidip bir şeyler hazırlamaya koyulmuş. Bu sırada neden geldiklerini dahi unutan yedi kardeşler başlamışlar hocadan kaval ile tavşanı istemeye, hoca bu sefer dayatmayarak: “Tamam, zaten bu saatten sonra kimseyle işim olmaz benim, sattım gitti, öyle çok bir şey de istemem, kavala on altın, tavşana beş altın verin, yeter” demiş.

Tarlada çalışmakta olan yedi kardeşler Hoca’dan aldıkları tavşana akşam eve gidince ne yemek istiyorlarmış söylemiş ve salmışlar. Eve gidince bakmışlar ki istedikleri yok, hepsi karılarının boğazlarını kesmiş. Gitmiş içeriden kavalı almışlar. Biri çalmış yok, öteki çalmış yok, beriki: “Bırakın ya, siz çalmayı bilmiyorsunuz” diyerek kapmış kavalı, yok. Hepsi denemiş, nafile. En sonunda işe uyanmışlar ama bu sefer hocayı infaz etmeye karar vermişler.

Yedi Kardeşler hocanın kapısına dayanmış, hocanın ellerini ayaklarını bağlayıp bir çuvalın içine koymuşlar. İçlerinden bir tanesi: “Hoca paramızdan pulumuzdan, en sonunda da eşlerimizden etti bizi, böyle körü körüne azgın dereye atmak olmaz, tüm ahaliye haber verelim de şanımız itibarımız yürüsün, Yedi Kardeşleri dolandıranın sonunu herkes görsün” demiş ve bunun üzerine Yedi Kardeşler hocayı çuvalın içinde bırakıp gitmişler ahaliye haber vermeye. Hoca çuvalın içinde feryat figan bağırmaya başlamış: “Ben padişahın kızını istemem, ben padişahın kızını istemem!” diye. Zavallı bir köy çobanı gelen bu sese doğru yönelerek gitmiş, bakmış ki ses ata bağlı bir çuvalın içinden geliyor. Gitmiş çözmüş çuvalı ve Hocaya demiş ki: “Neden bağırırsın be adam?” Hoca da: “Beni padişahın kızı ile evlendirecekler, ben istemiyorum, zorla götürüyorlar beni” demiş. Bunu duyan çobanın ağzı kulaklarına gelmiş: “Ben isterim” demiş, başlamış Hoca’nın ayaklarını ellerini çözmeye, üzerindeki postu ve sürüyü Hoca’ya vermiş, kendisi girmiş çuvalın içine. Hoca sürüyü de önüne katıp uzaklaşmış oradan.

Meydana halk ile gelen yedi kardeşler tutmuşlar çuvalı, çuvaldan: “Ben padişahın kızını isterim, ben padişahın kızını isterim” diye sesler geliyormuş. Yedi Kardeşler: “Bakın bakın, bir de utanmadan padişahın kızını istiyor” demişler. Ve çuvalı tüm ahalinin gözü önünde sallayarak azgın dereye atmışlar. Akşama doğru meydanda oturan Yedi Kardeşler uzaktan bir çoban ve sürünün onlara doğru yaklaştığını görmüş. Git gide yaklaşan çobanın Hoca olduğunu fark edince ağızları beş karış açılmış vaziyette hep bir ağızdan: “Nasıl olur, sen nasıl kurtuldun?” diye sormuşlar Hoca’ya, Hoca da: “Ohoo, keşke birazcık daha öteye sallasaydınız, derenin altında sürüsüne bereket koyun var” demiş. Şaşkına dönen Yedi Kardeşler: “Nasıl olur, ne demek, bu olur mu öyle şey” demişler ama merak da ediyorlarmış. İçlerinden bir tanesi: “Ben gidip atlayayım, bakayım dibine, eğer gerçekten derenin altında sürü varsa size el sallarım” demiş. Gitmişler tepeye, atlamış yedi kardeşten bir tanesi azgın dereye ama öyle şiddetli akıyormuş ki mübarek dere, çırpınmaya başlamış, atlayan kardeş iki elini birden sallamış. O heyecanla diğer kardeşler de gerçekten derenin altında koyun var sanıp atlamış azgın dereye, hepsi birden can vermiş o derede.

O günden sonra köylü Yedi Kardeşlerden kurtulduğu için minnettar olmuş Hoca’ya. Hoca da oğlunun mürüvvetini yapmış. Tam kırk gün kırk gece fakire fukaraya yemek verip düğün yapmış köyünde.

Kaynak

Tarih:
2021
Sayfa:
1
Açıklama:
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli Üniversitesi.
Not:
Derleme yeri: Kocaeli / Gölcük / Nüzhetiye (Döşeme) köyü

Bu kaynak künyesinde bir eksik ya da yanlış gördüyseniz bize yazın: info@janusmedya.com

PaylaşWhatsAppXFacebook