fbpx

Altın Kuş (Kırgız Masalı)

ALTIN KUŞ

Eskiden yaşlı bir adamın üç oğlu, büyük bir de elma ağacı varmış. Her yıl onun meyvesini yiyip gençleşirmiş. Yılın birinde, daha meyve olgunlaşmadan biri gelip elmayı yiyip gitmiş. Bir sonraki yıl ihtiyarın büyük oğlu elmayı beklerken gece yarısı uyuyakalmış ve elmayı birine yedirmiş. Ondan sonra ortancası beklemeye başlamış. O da uyuyakalmış. İhtiyar üçüncü yılı küçük oğluna bekletmiş. O uyumadan kaval çalarak beklemiş. Bir zaman sonra altın kuş gelerek elmaya konup yemeye başlamış. Çocuk yavaşça varıp kanadından tutunca kuş uçup gitmiş. Kanadından bir telek kopup oğlanın elinde kalmış. Çocuk sabahleyin teleği babasına getirmiş. Babası:

“Kanadını, teleğini bulmuşsun; kendini de bul!” demiş. Kuşu aramaya niyetlenen ihtiyarın iki oğlu iyi cins atlara binip, işe yarar silahlar alarak yola çıkmışlar. O zaman küçük oğlu:

“Ben de gideceğim,” diyerek babasından izin istemiş. Babası razı olup üç yaşındaki sarı tayını çocuğa vermiş. Çocuk az gitmiş, uz gitmiş yol üstündeki kara taşa ulaşmış. Kara taşta:

“Sol tarafa gidenin kendi, sağ tarafa gidenin atı ölür,” diye kara bir yazı varmış. O zaman üç yaşındaki sarı tay dile gelmiş ve:

“Ölürsem ben öleyim, sağ tarafa gidiver,” demiş. Çocuk sağ tarafa yönelip gitmiş. Bir ormanın içine geldiğinde karşısına bir kurt çıkmış. Çocuk attan inip kaçmış. Kurt, atı basıp yemiş. Kurt, bir ağaca saklanarak ağlayan çocuğun yanına varıp:

“Korkma, ben senin atını yedim, fakat dileğini yerine getireceğim,” demiş.

“Altın kuşu arıyorum,” demiş çocuk. O zaman kurt:

“Şimdi sen benim sırtıma binip gözünü yum,” demiş.

Çocuk kurdun sırtına binip gözünü yummuş. Bir nice dağları aştıktan sonra: “Gözünü aç,” demiş kurt. Çocuk gözünü açmış ki, bir şehre gelmişler. Kurt:

“Kuş, işte bu evde. Yavaşça var, ayaklarından değil, kanadından yakalayıp çık,” demiş. Çocuk içeriye girince kurdun söylediklerini unutmuş kuşun ayaklarından yakalayınca, ayaklarındaki zil şıngırdayıvermiş. Hanın yiğitleri uyanıp çocuğu yakalamışlar. Sabahleyin hana götürmüşler. Han:

“Kuşu niçin çalıyordun?” diye sormuş. Çocuk:

“Babamın bir elma ağacı vardı, babam onu yedikçe gençleşiyordu, kuşunuz üç yıldan beri o elmayı yiyor. Bu yüzden de babam ihtiyarlayıp gidiyor,” demiş. Han: “Babanın emrini yerine getiren çocukmuşsun, seni bağışladım. Şu tarafta bir

hanın altın yeleli, altın kuyruklu bir atı var; onu alıp getirirsen altın kuşu sana veririm,” demiş. Çocuk kurda gelip:

“Han, bir hanın altın yeleli, altın kuyruklu atı var, onu getirirsen altın kuşu sana vereceğim, dedi” demiş. O zaman kurt:

“Korkma, sırtıma bin de gözünü yum” demiş. Kurt bir zaman sonra “Gözünü aç!” deyince, çocuk gözünü açsa ki, yeni bir şehre daha gelmişler. Kurt:

“Kırk ahırdan sonra bir ahır daha var, o ahırın içinde altın yeleli at var. Yularına dokunmadan yavaşça yelesinden yakalayarak yedeğinde çıkarıver,” demiş.

Çocuk içeri girince kurdun söylediklerini unutmuş. Atın yularından tutup çıkarırken tekrar yakalanmış. Ertesi gün hanın karşısına götürdüklerinde çocuk niçin geldiğini söylemiş. O zaman han:

“Sen babanın emrini tutuyormuşsun, seni cezalandırmayacağım. Şu tarafta Bança adındaki hanın güzel bir kızı var, onu getirirsen altın yeleli, altın kuyruklu atımı veririm,” demiş. Çocuk hanın dediklerini kurda anlatmış. Kurt yine:

“Sırtıma bin,” demiş. Çocuk kurdun sırtına binip gözünü yummuş. Bir müddet sonra kurt:

“Aç gözünü,” deyince gözünü açıp iki tarafına bakmış ki, şafak sökmüş. O zaman kurt:

“Sen alamıyorsun, bu sefer ben gideceğim,” diyerek çocuğu oraya bırakıp kendi gitmiş. Hanın kızı sabahleyin önüne kırk kız, arkasına kırk kız, sağına kırk kız ve soluna da kırk kız alarak bağ içinde gezmeye çıkmış. Kurt damdan aşağı inerek elma ağacına saklanmış. Kızlar yanından geçtiği sırada hanın kızını alıp kaçmış. Yolda giderlerken kız ile oğlan birbirine âşık olmuşlar. Çocuk kurda:

“İkimiz ayrılmamalıyız, buna bir çare buluver,” demiş. Böylece şehre gelmişler. Kurt, kız şekline girip o kızdan da güzel bir kız olmuş. Çocuk hana, ‘işte söylediğin kız,’ diye kız şekline giren kurdu getirmiş. Han çocuktan razı olup atını vermiş.

Kız ile oğlan oradan ayrılıp yurtlarına doğru yola koyulmuşlar. Han, kızı bir odaya koymuş. Bir müddet sonra yanına varıp oturayım diye içeri girince, kızın yerinde bir kurdun oturduğunu görmüş. Hanın aklı başından gitmiş, korkup sırt üstü yere düşmüş. Kurt da dışarı çıkarak yola koyulmuş, kız ile çocuğun arkasından yetişmiş. Üçü, altın kuşu olan hanın şehrine doğru yola devam etmişler. Yolda çocuk kurda:

“Bu attan da ayrılmak istemiyorum, buna da bir çare bul,” demiş. Kurt:

“Olur” diyerek o anda çok güzel bir ata dönüşüvermiş. Çocuk bu atı götürüp hana vermiş ve handan altın kuşu almış. Çocuk, altın kuşunu koluna kondurup, altın yeleli atına binip güzel kızı da yanına alarak kendi yurduna doğru yola çıkmış. Han o gün avcılarını toplayıp çocuğun getirdiği ata binerek dağa ava gitmiş. Avcılar allarını bir ovaya köstekleyip kendileri geyik peşine düşmüşler. Onlar gider gitmez at şekline dönen kurt, tekrar eski haline gelerek bütün atları yemiş ve çocuğun arkasından yetişivermiş. Üçü az gitmişler, uz gitmişler; kurdun çocuğun atını yediği ormana gelmişler. Orada vedalaşmışlar. Bu arada kurt çocuğa bıyığından bir kıl vermiş. Kız ile oğlan oradan yola devam etmişler. Bir ara kız:

“Şurada hem atımızı dinlendirip otlatalım, hem de biz geceleyelim,” demiş. Çocuk da uygun görmüş, orada gecelemişler. İkisi uyurken çocuğun ağabeyleri gelip: “Babamız bize ‘Bu buldu, siz bulamadınız der,’ ” diye birbirleriyle fikirleşip küçük kardeşlerini öldürüp kızı, kuşu ve atı alıp gitmişler.

Günlerden bir gün, o eski ormanda dolaşan kurt, rüzgar vasıtasıyla çocuğun kokusunu alarak onu bulmuş. Dostunun cesedini kargaların yediğini görmüş. Kurt, orada kargaların padişahını yakalamış ve: “Ölümsüzlük suyunu getir, yoksa bırakmam,” demiş. Kargaların padişahı kargaları ölümsüzlük suyuna göndermiş. Kargalar ölümsüzlük suyunu ağızlarına alarak gelip yetişmişler. Kurt kargaların yaşlısının kanını su ile karıştırıp çocuğa sürmüş. O zaman çocuk:

“Çok uyumuşum,” diyerek ayağa kalkmış. Kurt çocuğa: “Seni ağabeylerin öldürüp gitmiş. Üstüme bin evine götüreyim,” demiş. Çocuk eve gidince kız ile büyük ağabeyinin evleneceğini öğrenmiş. Yaşlı bir kadını babasına göndererek:

“Eve girip kaval çalmama izin iste,” demiş. Yaşlı kadın çocuğun babasına gelerek: “Bir delikanlı kaval oynamak için izin istiyor,” demiş. O zaman babası:

“Girsin belki benim küçük oğlumun ezgisini oynar, girsin,” demiş. Çocuk eve girip kaval çalmış. O sırada kız:

“Beni alan çocuk bu. Şu ikisi bunu öldürüp beni buraya getirdi,” demiş.

Babası işin doğrusunu anlayıp kızı küçük oğluna vermiş.

Günlerden bir gün kurt, çocuğun yanına gelmiş. Çocuk kurdu misafir edip ağırlamış, sonra da yolcu etmiş. İhtiyar adam her yıl o elmanın meyvesini yemeye devam etmiş.

 


Konu ve Yapı Bakımından Kırgız Peri Masalları

Yüksek Lisans Tezi

Selma Özen

Tez Danışmanı
Prof. Dr. Gülzura CUMAKUNOVA

Ankara-2008

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

Eposta adresiniz yayınlanmayacak.