Gaib Bilici (Kırım Masalı)

GAİB BİLİCİ

Bir zaman varmış bir zaman yokmuş, uzak padişaklıkların birinde yaşayan fakir bir köylü varmış. Bu köylünün karısı padişahın kazlarına bakarmış.

Bir gece ihtiyar, rüyasında padişah hamamının bir duvarının yıkıldığını ve duvarın, padişahı öldürdüğünü görür. Sabah uyandıktan sonra karısına:

“Padişaha söyle, hamama vardığında dikkatli olsun. Ben rüyamda hamamın duvarının onun üstüne yıkıldığını gördüm.” der.

İhtiyarın karısı bu haberi padişaha ulaştırır.

İki üç gün sonra padişah, bu hamama varır. Ama hamamın kapısına ayak basayım derken bir patırtı, bir gürültü kopar. Hamamın bir duvarı yıkılır. Padişah, duvarın yıkılışını görüp hemen geri çekilir. Böyle yapınca duvarın altında kalmaz. Kazadan kurtulur. Bundan sonra padişah, sarayına geri dönüp gelir. Hemen ihtiyarın karısını çağırır. Kadın gelir. Padişah, ondan hamam duvarının yıkılacağını nereden bildiğini sorar. Kadın, ona kendi kocasının söylediğini anlatır. Padişah, ihtiyarı çağırmalarını emreder. İhtiyarın üstü başı yırtık pırtık olduğundan onu giydirip getirirler.

Padişah ihtiyara:

“Sen, benim üstüme hamam duvarının yıkılacağını söyleyip gelecekten haber verdin. Demek ki, sen gaip bilicisisin. Benim çok kıymetli bir yüzüğüm kayboldu. Sen ona ne olduğunu bulacak ve bana söyleyeceksin.” der.

İhtiyar, hamam duvarının yıkılacağını rüyasında gördüğünü kendisinin asla gaib bilicisi olmadığını söylese de padişahı inandıramaz. Padişah, ona kırk gün süre verir ve:

“Kırk gün içinde benim yüzüğümü bulup vermezsen, başını cellat ederim.” der.

İhtiyar, başını önüne eğip evine geri döner.  Padişahla olan konuşmasını gelip kadınına anlatır:

“Şimdi kırk gün ömrüm kaldı.” der. Günleri saymaya başlar. O, günlerin sayısını şaşırmamak için kadınına pazardan kırk tane yumurta getirmesini ve o yumurtalardan günde bir tanesini kendisine vermesini rica eder. Böyle de yaparlar. İhtiyarın karısı, yumurtaları getirir. Her gün bir tanesini kocasına pişirip yedirir ve günleri saymaya başlar.

Padişahın yüzüğünü üç tane hırsız çalmış imiş. O hırsızlar da çok ünlü hırsızlarmış. Onlar, padişahın ihtiyara verdiği emri işitirler ve gaip bilici ihtiyarın kim olduğunu anlarlar. Telaşa düşerler “İhtiyar bizi bulur.” deyip korkarlar. Hırsızlar, kendi aralarında bir müddet konuştuktan sonra geceleyin ihtiyarın evini basıp onu öldürmeye karar verirler. Önce ihtiyarın ne yaptığını bilmek için hırsızlardan küçüğünü ihtiyarın evine gönderirler.

Akşam karanlığı basar. İhtiyar, karısıyla beraber ev içinde sohbet edip otururmuş. Hırsızlardan küçüğü doğruca ihtiyarın penceresinin dibine gelir ve ses soluk çıkarmayıp kulağını pencereye verip dikkatlice içeriyi dinler. Tam o sırada ihtiyar, karısına:

“Git yumurtayı pişir getir, yiyip yatayım.” der. Kadın, yumurtayı getirir. İhtiyar pişen yumurtayı yiyip bitirdikten sonra:

“Ana kadın geldi.” der. Pencere altındaki hırsız, ihtiyarın kendisinin geldiğini anladığını zannedip oradan gizlice kaçıp arkadaşlarının yanına gelir:

“Şimdi yakalanacağız, işler kötü.” der.

Baş hırsız:

“Ne oldu, ne oldu?” diye sorar.

Küçük hırsız:

“Ben pencereye vardığım gibi ihtiyar yemeğini yiyip yatmaya hazırlanıyordu. O sırada benim geldiğimi duydu da “Kadın kadın biri geldi.” dedi.” der.

Hırsızlar söylenenlere inanmazlar. İkinci günü akşam ihtiyarın evine iki hırsız gitmeye karar verir.

Güneş batar,  ortalık kararır. Hırsızların küçüğü ile ortancası bir daha pencereye varırlar. İhtiyarın penceresine yavaşça yanaşarak kulak kabartıp dinlerler. Tam onlar pencereden dinledikleri vakit ihtiyar, karısına:

“Git, yumurtamı pişirip getir, yiyip yatayım.” der.

Kadını yumurtayı getirir, ihtiyar onu yedikten sonra ağzını silip iki gün geçtiğini söylemek ister:

“Ana kadın ikisi geldi.” der.

Hırsızlar korkup o yerden hızla uzaklaşıp baş hırsızın yanına koşup gelirler. İhtiyarın söylediklerini anlatıp:

“Şimdi yakalandık.” derler, ama baş hırsız buna da inanmaz. Üçüncü gün akşam kendisi gidip dinlemeye karar verir. Üçüncü günü karanlık bastıktan sonra hırsızların üçü de ihtiyarın penceresine yanaşıp dinlemeye başlarlar. İhtiyar bu arada kadınından yine yumurta ister. Onu da pişirip yedikten sonra arkasına yaslanıp:

“Ana kadın üçü de geldi.” der.

Hırsızlar neye uğradığını bilmezler, yavaşça geri çekilir ve uygun yere varıp konuşmaya başlarlar. Onların da ihtiyarın gaibten haber verdiğinden şüpheleri kalmaz. Şimdi ne yapsınlar. Baş hırsız:

“Yakalanacağımız apaçık. Bu işin içinden çıkmak gerek. Biz ihtiyara gidip yüzüğü verelim. O ne yaparsa yapsın. Yüzüğü padişaha versin, sadece bizi söylemesin.” der.

Baş hırsızın fikrine diğer hırsızlar da katılır ve doğruca ihtiyarın kapısına varıp kapıyı çalmaya başlarlar. İhtiyar, kapıyı açar, üçü de içeri girerler. İçeri girdikleri gibi baş hırsız:

“İhtiyar, bizi aradığınızı duyduk. Al bu yüzüğü padişaha ver, sadece bizi söyleme. Söylersen seni öldürürüz.” der.

İhtiyar, yüzüğü kimden aldığını söylemezse, padişaha vermenin mümkün olmayacağını düşünüp:

“Ben bunu nasıl vereyim? O, benden yüzüğü kimden aldığımı sorduğunda ben ne cevap vereyim?” der.

Baş hırsız:

“Nasıl verirsen ver, sadece bizi söyleme. Söylersen ölürsün.” diye cevap verir.

Hırsızlar çıkıp giderler. Hırsızlar, gittikten sonra ihtiyarla karısı bu olaya şaşırıp kalırlar ve şimdi ne yapmak gerektiğini düşünürler.

Kadını:

“Yüzüğü padişaha vermek kolay. Onun çok fazla sevdiği biri beyaz, biri siyah iki kazı var. Ben kazlara yem verdiğimde yüzüğü hamura sarıp bu iki kazın birine veririm. Hagisine verdiğimi sana söylerim. Sen padişaha gelip hırsızın kaz olduğunu söylersin, o kazı soyar içini yarıp bakarsın. Yüzük, kazın içinden çıktıktan sonra bunun doğruluğundan şüphesi kalmaz.” der.

Sabah olur. Kadın, çalınanan yüzüğü cebine koyup padişahın bahçesine gelir.

Kazlara yem verdiğinde yüzüğü hamura sarar ve onu beyaz kaza yedirir. Biraz sonra ihtiyar da kapıya varıp padişahdan girmek için izin ister. Onu bahçeye yollarlar. Bahçede duran karısının yanına varır. O zaman karısı ona, yüzüğü beyaz kaza yedirdiğini söyler.

Sonra ihtiyar, padişahın yanına girip:

“Padişahım, yüzük sarayın dışında değil, yüzüğü sarayın içinde arayınız.” der.

Padişah ona:

“Onu sarayda kim alacak, olacak şey değil?” dese de ihtiyar söylediklerinden vazgeçmez:

“Padişahım, sizde iki tane güzel kaz var, yüzük bu kazlardan birinde, beyaz kazda.” der.

Padişah:

“Kaz, benim parmağımdaki yüzüğü nasıl alsın? Bu olacak şey değil.” der.

İhtiyar, sözünden dönmez:

“Şu kazı soy da içini yarıp bakınız. Eğer yüzük onun içinden çıkmazsa beni ne yaparsan yap.” der.

Padişah, beyaz kazı tutup soymalarını emreder. Kazı soyarlar, içini yarıp bakarlar. Yüzük onun içinden çıkar. Padişah bu işe çok şaşrır. İhtiyarı gerçekten gaib bilici bir adam olarak görür. Ona sarayında ayrı bir oda donatır. Karısıyla birlikte bu ihtiyarı bu odaya yerleştirir. İhtiyar orada bolluk içinde yaşar. İhtiyar, kendisinin gaib bilici olmadığını bilir ve böyle yaşamasının çok fazla devam etmeyeceğini düşünür.

Günlerden bir gün padişah bahçesinde gezinmeye çıkar. Yanına ihtiyarı da alır. O yıl çekirgelerin çok olduğu bir yılmış. Padişahla ihtiyar bir  yere varıp otururlar. Oturdukları gibi bir çekirge sıçrayıp padişahın dizine konar, padişah onu parmağıyla çekip atar. Çekirge bir daha sıçrayıp konar, padişah onu yine atar. Çekirge üçüncü defa sıçrayıp padişahın dizine konar, padişahın avucuna konar. Padişah bu defa avucunu kapatıp çekirgenin dışarıya çıkmasına izin vermez. Bunu ihtiyar görmez. Padişah çekirgeyi avucunda bir süre tutuktan sonra yumulu avucunu birden ihtiyara uzatıp:

“Bul, avucumdaki nedir?” der.

İhtiyar şaşırır, “Şimdi yakalandım.” deyip başını önüne eğince yerdeki çekirgelerden birini görür:

“Ey hayvan, bir atladın kurtuldun, iki atladın kurtuldun, üç atladın yakalandın.” deyip kendisinin yakalandığını söyleyip dururken padişah:

“Aferin bildin.” deyip avucunu açar. Çekirge onun avucu içinden atlayıp gider. İhtiyar, kendi kendini kaybeder. Padişahın aldandığını görür. Padişahın nazarında onun itibarı giderek artar. O, çok meşhur gaib bilici adını alıp sarayda kalır.

 

Kırım Tatar Masalları

Dr. Nedim Bakırcı

Kömen Yayınları

Muzip Masal Cini

Masallar üzerine ve masallara dair her şeyi heybesine doldurmuş bir masalcıdır Muzip Masal Cini. Bu bakımdan kendi masallarını ve Ribelyus adlı masal evreninde yaşananları naklederken başka hikayelere de misafir olur. Uzun lafın kısası masalların anlatılmayıp unutulmaya yüz tuttuğu bu yüzyılda yeniden masal anlatabilmek adına beyhude mücadeleye girmiş bir hayal kahramanıdır. Aynı zamanda anlatıla anlatıla günümüze kadar yolculuğuna devam eden masalların toplanması, derlenmesi ve arşivlenmesi gibi çalışmaları kendine görev addetmiştir. Muzip Masal Cini hem masal yazmak hem de unutulmaya yüz tutmuş masalları kayıt altına alıp arşivlemek üzerine hayat bulmuş bir hayali kahramanın gerçek dünya ile masalsı mücadelesidir.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yapın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacak.